Bizi takip edin

Röportaj

AKP düşüş yaşıyor

->

-> 17

Anayasa referandumu Türkiye’de safları daha da netleştirecek. İktisatçı Erol Katırcıoğlu’na göre AKP, MHP ve CHP büyük bir kırılma sürecine girecek. İktidarın HDP’ye yönelik baskıları ve ‘hayır’cılara yönelik saldırılar da sanılanın aksine ‘evet’e değil, ‘hayır’a çalışıyor. ‘Sadece referandum değil, seçim de olsa AKP düşecek.’ diyen Katırcıoğlu Türkiye’nin sadece siyasi değil, ekonomi karnesini de zayıf görüyor.

Günay Aksoy

Modern anayasa hukukçularına göre bir anayasanın içinde neler olduğu değil, nasıl bir süreçte hazırlandığı, toplumun katılıp katılmadığı önemli. Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu ile röportaja başladığımızda önce bu görüşü anımsatıyor bize. Sürece de içeriğine de baktığımızda anayasa değişikliği hiç de hayırlı sonuçlar vermiyor. Katırcıoğlu’na AKP’nin milliyetçiliğe kayışını, çözüm sürecini bertaraf etmesinin sonuçlarını, MHP’nin “evet”le neler kaybedeceğini ve Kürdistan için geliştirdikleri ‘cazibe merkezleri’ projesinin olası sonuçlarını sorduk.

* Zihin dünyaları ayrışmış, birinin ak dediğine ötekinin kara dediği bir siyasi ortamda, savaş koşullarında referanduma gidilmesi sizce sağlıklı mı?

Türkiye’nin şu halinde referandum veya seçim var olan kırılmaları daha da artıracak gibi geliyor, bana. Türkiye toplumunda çok temel kimlikler var: İslamcılar, Aleviler, Kürtler, sekülerler, Sünniler… İnsanlar kimlik taleplerini, siyasi talepler olarak siyasi partilerde ifade eder hale geldiler. Dolayısıyla hiçbiri Kürtler hariç, -belki öyle söylemek daha doğru olur- birlikte, kolektif yaşam örgütlenmesi konusunda yumuşak bir yaklaşıma sahip değil. Anayasa bir toplumun farklılıklarıyla birlikte bir arada nasıl yaşayacağının cevabını arayan, bulduğunda da yazıya geçiren metindir. Bu da insanların tartışmasını gerektirir. Hatta şöyle söyleyeyim: Modern anayasa hukukçuları, “Anayasada ne yazdığından çok, anayasanın nasıl bir süreçten geçerek yapıldığı önemlidir.” Yani “toplumun katılımı ne ölçüde sağlanmıştır?” sorusunu daha önemli buluyorlar.

İnsanların herkesin kendi kimliğiyle barışı yaşayabileceği koşulları konuşması gerekiyor, ancak böyle kolektif bir kimlik oluşturabiliriz. Herkes birbirini düşmanca görmeye başlarsa, buradan hayırlı bir şeyin çıkma şansı yok. Onun için de anayasa konusundaki ısrarın anlaşılır hiçbir tarafı yok. Türkiye toplumunun hayrını isteyen bir istek değil. Önemli olan anayasanın hızlı olması değil, doğru yapılması. Devlet bürokrasisini bilen biriyim. Demokrasi yavaş çalışan bir mekanizmadır. Çünkü herkesin görüşlerini ifade etmesi gereken bir süreçten geçmesi gerekir. Gerçek anlamda bir anayasa, toplumsal uzlaşı böyle sağlanır.

Erdoğan’ın hayatının hatası çözüm sürecini bitirmek

* Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2013’te kurduğu ‘Ben milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım’ lafından bugün MHP ile ittifak kuracak düzeye gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sadece milliyetçilerle değil, anladığım kadarıyla Ergenekoncularla, derin devletin çeşitli unsurlarıyla bir uzlaşma içinde. Haklısınız, Tayyip Erdoğan’ın iktidarı boyunca en önemli cümlelerden biri, “Ben milliyetçilikleri ayaklarımın altına aldım” cümlesiydi. Bu toplumda farklı kimliklerde insanlar birlikte yaşayabilir, diyordu ki, bizde alkışlamıştık o dönem. Doğru bir tutumdu. Fakat adım adım çözüm süreci bir çıkmaza sürüklendi. Bence bu, Türkiye’deki Kürt kimliğinin ya da Kürt siyasi mücadelesinin gelişmesiyle değil, doğrudan doğruya Suriye’deki gelişmelerle daha ilgiliydi. Sayın cumhurbaşkanı kendi perspektifi neyse, o perspektif içinde Suriye’deki gelişmeleri Türkiye’deki Kürt varlığıyla ilişkilendirerek tehlikeli olabileceğini düşünerek böyle bir adım attı. Hayatının hatasını yaptı. Tam tersini yapsaydı eğer, yani Kürtlere “Siz benim kardeşimsiniz. Hem din kardeşlerimsiniz hem de bu ülkenin vatandaşlarısınız. Suriye’dekiler de sizin akrabalarınız” deseydi, tarihe çok büyük bir lider olarak geçerdi.

Tayyip Bey dünya siyasetini etkileyecek şeyler söylemeyi seviyor. Dünya beşten büyüktür gibi laflar ediyor. Tarihten günümüze Kürtler ve Türkler hep birlikte hareket etmişlerdir. Tayyip Bey bunu hatırlayıp, Kürtlere sahip çıkan ve Kürtlerle birlikte yaşamayı öngören bir anlayışla siyaset üretmeye devam etseydi, asıl o zaman ulus devlet üzerinden siyaset bağlamında dünyayı şaşırtan bir iş yapmış olurdu. Ama bu fırsatı kaçırdı. Çünkü her ne kadar o lafı etmiş olsa da demek ki yapısında bir milliyetçilik varmış diye düşünüyorum.

6_erol_katırcıoğlu

* Yani Erdoğan tarihi bir hata mı yaptı diyorsunuz?

Bence yaptı. Tam tersini yapmış olsaydı, asıl o zaman herkes Tayyip Erdoğan’a tarihte yer alması gereken olumlu bir lider olarak bakabilirdi. Çözüm süreci çok anlamlı bir süreçti. Tayyip beyin bir cümlesi daha vardı. Urfa’da bir konuşmasında “Kürt sorunu denilen sorunu yaratan devlettir” demişti. Bu gerçeğin ta kendisidir. Çünkü Kürt sorununu Kürtler değil, devlet yaratmıştır. Eğer Kürtlerin kimlikleriyle ilgili talepleri karşılanabilseydi birlikte yaşamak onlar için de daha cazip olabilirdi. Çünkü zaten iç içe geçmiş iki ulus bunlar. Dolayısıyla bu en doğru adım olabilirdi. Ama şimdi bakıyorum, “Kürt sorununu devlet yarattı” diyen kendisi değilmiş gibi her şeyi üst akla ve PKK’ya yıkıyor. Türkiye’nin bir beka sorunu yaşadığından söz ediyor. Gelişmelerin tehlikeli boyutlara ulaşmasıyla böyle bir sorun yaratıldı. Tam aksi yapılsaydı böyle bir sorun yaşanmazdı, gibi geliyor bana.

AKP düşecek

* AKP tabanı 180 derecelik bu dönüşe nasıl bakıyor?

Kürt veya akrabaları Kürt olanlar, Tayyip Bey gibi düşünmüyorlar sanırım. Din kardeşliği onlar için önemli olsa da, bir noktadan sonra Kürtlerin bir tür aşağılanmasına, yerlerinin yurtlarının yakılıp yıkılmasına pek onay verdiklerini sanmıyorum. Sadece referandumda değil, bir seçim yapılırsa AK Parti’nin düşeceğini düşünüyorum. Bu insanlar bu ülkede yaşıyorlar, dedeleri de bu ülkede yaşadı. Geriye, 1923’e, cumhuriyetin ilk yıllarına gittiğimizde İslami gelenekten gelen insanların hilafetin kaldırılmasından, tekke ve zaviyelerin kapatılmasından rahatsız olduklarını görürüz. AK parti yöneticilerinin bugünü yüz yıllık pranganın sonu olarak tabir etmelerinin nedeni budur. Bu laik devlet Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından biraz zoraki kuruldu. Ulus devlet kurmaları gerekiyordu, ama karşılarında belirgin bir ulusu olmayan bir topluluk vardı. Osmanlı bakiyesi olan toplum tek bir ulustan ibaret değildi. Kendine Ermeni diyenler, Çerkez diyenler, Kürt diyenler, Türk diyenler, Gürcü diyenler vardı. Dini olarak kendine Alevi, Müslüman, Hristiyan olarak tanımlayanlar vardı. Mustafa Kemal ve arkadaşları buradan bir Türkiye Cumhuriyeti devleti yaratmak zorunda kaldı.

* Peki neden?

Çünkü bildikleri bir tek o vardı. İmparatorluklar dönemi bitiyordu ve ulus devletler çıkıyordu. Örnek olarak da önlerinde ulus devletler vardı. Onlar da ulus devlet kurmaya kalktılar. Ama Türkiye çok kimlikli ve çok dilden dolayı esas olarak Müslümanlık üzerinde kurulmuştur. Milliyetçilikte Türklük ve İslamiyet çok iç içe geçmişti. Bu insanlar o yüzden milliyetçiliği çok içlerine sindiremediler. Mehmet Akif öyle bir insandı ki kalktı gitti Mısır’da yaşadı, Mısır’da öldü. O İslamcı damarı temsil eden bir insandı. Yanlıştı veya doğruydu demiyorum, ama o insanlar bugün çoğalarak iktidarı ele aldılar. Ya da Tayyip Erdoğan’ın varlığı üzerinde böyle bir konsolidasyon gerçekleşti. Yüzde yüz bir konsolidasyon olmasa da. Bu İslami cenahta bir merkez, bir de etrafında ANAP kökenliler ile daha liberal insanlar var. Eski DYP ve Süleyman Demirelciler de var. Bunlar tümüyle İslami proje hayali içinde olmamakla birlikte Tayyip Erdoğan’ın başlattığı siyasetin içinde kendilerine bir yer buldular. Daha önce de söyledim, Türkiye’de bir arada yaşamaya çalışan farklı kimlikli insanlar var. Dolayısıyla siyasi partiler bu kesimlerin taleplerini dile getiriyorlar. Türkiye’nin kadersizliği şu ki -HDP’yi dışında tutuyorum- AKP ve CHP de dahil siyasi partiler ötekileri anlamıyorlar. Bir tek HDP, farklı kimlikleri de kuşatan bir yerden siyaset önerdi. Türkiye için büyük bir şanstı.

MHP ve CHP’de büyük bir kırılma olacak

* MHP’de Bahçeli’ye muhalefet giderek başka bir güce dönüşüyor. MHP’nin nereye evrileceğini düşünüyorsunuz?

Devlet Bahçeli’nin temsil ettiği milliyetçilikle MHP’nin temsil ettiği milliyetçilik aynı şey değil. Bahçeli’yi anlamak da mümkün değil. Devlet Bahçeli fiili durumu çözmek üzere “Anayasa değişikliği için yaklaştık” dese de inandırıcı gelmiyor bana. Milliyetçilerin çok büyük bir kesiminin başkanlığa “evet” diyeceklerini sanmıyorum. Referandumdan evet çıkarsa MHP bitmiş olacak. “Hayır” çıkarsa bu kadrolarla değil, yeni kadro yapılanmasıyla varlığına devam edeceğini düşünüyorum. Milliyetçilerin ciddi oranda destekleyeceklerini sanmıyorum. Ülkücü hareketten gelen insanlar sık sık bu durumdan memnun olmadıklarını ifade ediyorlar. MHP’de büyük bir kırılma olacak. Sadece MHP de değil, CHP’de de büyük bir kırılma yaşanacak. Yine de bütün bunlar referandumun nasıl biteceğine bağlı, ama referandum süreci bir bakıma CHP’nin tabanını değiştirecek ve bu parti mekanizmasına da yansıyacak. CHP sosyal demokrat bir parti olduğunu iddia etse de, maalesef öyle yapamıyor. Onu yapamadığı gibi Kürtlerle arasına mesafe koyuyor. CHP içinde de bir milliyetçi taban var ve CHP bu tabana daha yakın duruyor.

* CHP’nin ‘hayır’ kampanyası hükümete daha çok Oslo, çözüm süreci ve Dolmabahçe görüşmeleri üzerinden yükleniyor. Bu CHP’ye ne kazandırır mı?

Kazandırmak bir tarafa, tam tersine kaybettirir. Çünkü Oslo ve sonraki çözüm süreci Türkiye’nin toplum olarak rahatlamasına neden olacak adımlardı. Bu konuda AKP’nin hakkını vermek, CHP’yi ise eleştirmek lazım. Bugün CHP iktidarda olsa bu meseleyi çözmek için çözüm süreci başlatmayacak mı? Başlatmak zorunda. 8-10 milyon Kürd’ün taleplerini karşılamayan bir siyasi hareketin başarılı olma şansı yoktur. AKP’nin başarılı olma sebeplerinden biri de Müslümanlık damarından Kürtlere sesleniyor olmasıydı. Konuşulmadan çözüm olmaz. Kuzey İrlanda ve Filipinlilerle ilgili süreçleri yakından biliyorum. Filipin Katolik hükümeti eninde sonunda, Müslüman gerillaların taleplerini kabul etmek zorunda kaldı. FARC’ı takip ediyoruz. Kolombiya hükümeti referandumda “hayır” çıktığı halde çözüm sürecini devam ettiriyor. Bütün dünyada bu işler böyle oluyor. Böyle olduğunu bu hükümet de biliyor. Çünkü Moro gerillalarının bağımsızlık mücadelesine en büyük katkıyı Adalet ve Kalkınma Partisi sağladı. Filipinler’de Moro gerillalarının birlikte yaşama talebini karşılamak ve sorunu çözmeye çalışan üç ülke var: Japonya, İngiltere ve Türkiye. Türkiye orada fiilen sürecin içinde. Şimdi sana sormazlar mı kardeşim, “Senin ülkende de Kürtler diye bir grup ve farklı talepleri var. Birlikte yaşama iradesi göstermek istiyorlar. Sen onlarla ilgili ne yaptın?”

* HDP’ye siyaset yaptırmama anlayışı ve referandum öncesi baskı, gözaltı, tutuklama şantajları sonuç verir mi?

Duyduğumuza göre Kürt seçmende bir gönül kırıklığı var. Herkesin AKP’nin de Kürtlerle gönül bağının kopmak üzere olduğunu görmesi lazım. Ben, Türkiye’nin geleceğini çok kimlikli siyasette buluyor, bunun en önemli unsurlarından birinin de Kürtler olduğunu düşünüyorum. Ama bir bakıyorsun Kürtler üzerindeki baskı artıyor, birisini bırakıyor, üçünü alıyorlar. Ben bunların iktidarın istediği gibi sandığa olumlu yansıyacağını, yani “hayır”ı azaltacak bir etkisi olacağını sanmıyorum. Tam tersine Kürt seçmenin “hayır”a yaklaşmasında daha hızlı etki edeceğini düşünüyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bundan sonra o coğrafyada beklentilerini asla karşılayamayacağını da düşünüyorum.

* Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu’nun (Fitch) kredi notunu düşürmesinin ardından, Türkiye ekonomik olarak nereye doğru gidiyor?

Türkiye’de önümüzdeki süreçte enflasyon çok daha hızlı artacak. Çünkü dolar kurunu öyle bir hale getirdiler ki… Doların yükselmesinin önüne geçecek olan faizleri yükseltmektir. Faizleri yükseltmemeye çalışıyorlar. Fakat esasında bir yandan da yükseltiyorlar. Son uygulamalara baktığımızda bankalara faizleri artırmış olduklarını görüyoruz. Bankalar da topluma kredi kullanımı konusunda baskı yapacak ve böylece faizleri artırmış olacaklar. Fakat Merkez Bankası Tayyip Erdoğan’la ideolojik olarak bir sorun yaşıyor. Tayyip Bey inanıyor ki, faizler düşürülürse ekonominin büyümesi artar. Ama böyle bir ilişki kurmak mümkün değil. Faizler aynı zamanda talebin de bir parçası. Dolayısıyla faizleri düşürdüğünüz zaman talebi de artırmış olursunuz. Eğer taleple üretim aynı zamanda artırmıyorsa, fiyatlar yükselir. Bu da daha çok çalışan kesimi, yoksulları vurur. Fitch yatırım yapılabilir kredisi verdiğinde çok sevinmiştik. Şimdi tersini verdiler, üst akıl gibi laflarla olayı geçiştirmeye çalışıyoruz. Böyle bir şey yok. Hata yapıyorsan hatandan yararlanmak isteyenler çıkar ve yararlanırlar. Önemli olan senin hata yapmaman.

* Erdoğan’ın siyasi anlayışından bir dönüş yaptığını mı söylüyorsunuz?

Türkiye Cumhuriyeti siyasi eliti her zaman bölünmekten korkmuştur. Bu çok eski, İbn-i Haldun’dan gelen bir gelenektir. İbn-i Haldun diyor ki; “Bir ulus doğar, büyür, yüzyıl ve yüz elli yıl geçtikten sonra ölür.” Biz de cumhuriyetin yüzüncü yılını kutlayacağız. İbn-i Haldun öğretisiyle yetişen bir takım siyasetçiler, hep Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanacağını düşündüler. Oysa bölünme konusunu anlamlı kılacak bir şey olmadı. Düşünsenize Abdullah Öcalan bile “Bayrak konusunda bir problemimiz yok” dedi. Bunu söyleyen bir önderliğin hiç dikkate alınmaması kabul edilebilir değil.

Zenginleştirerek asimile edemezsiniz

* Kürdistan’da devlet savaş politikalarıyla başaramadığını şimdi ‘cazibe merkez’leriyle halletmeye çalışıyor. Bu bölge halkına ne verir?

Maalesef bu siyasi kadrolar bir şeyi anlamıyorlar. Bir halk kendi kimlik talepleri üzerinden siyasallaşmışsa zenginleştirerek onları önleyemezsiniz. Bu Türkiye’de hiç tartışılmadı, ama dünyada tartışılan bir konudur. Yani azınlık bir topluluğun azınlık taleplerini onları zengin ederek önleyemezsiniz, asimile edemezsiniz. Almanya’ya giden Türkler çok iyi koşullarda yaşıyorlar, ama kendi kimliklerinden yaşamaktan vazgeçtiler mi? Vazgeçmediler. Hâlbuki Avrupalılar onların asimile olmasını bekliyordu, ama başaramadılar. Şimdi bu cazibe merkezleri ile yakılan, yıkılan evleri biraz örtbas edecek, Kürtlerin gönüllerini kazanmak için biraz harcama, biraz apartman yapacaklar. Böylelikle sanıyorlar ki Kürtler iddialarından vazgeçecekler. Ben hiç sanmıyorum. Dünya deneyimleri de bunun doğru olduğunu söylemiyor. Bu hata Türk siyasi elitinde yaşanan bir sorun. Türk siyasi eliti sanıyor ki, Kürtlerin kimlik talepleri onların yoksul oluşu ile ilgili. Yoksulluk bir etken olabilir, ama Kürtler kimlikleri ve kültürleriyle ile yaşamak istiyorlar ve bu anlaşılmaz bir şey değil. Bu zenginlikle, yollarla ve apartmanlarla takas edilecek bir şey de değil.