Bizi takip edin

Kültür-Sanat

Dersim’in kayıp Ermeni kızı Aslıhan’ın hikayesini anlattık

->

-> 20

Dersim’in Kayıp Kızları çalışmalarıyla tanıdığımız Nezahat-Kazım Gündoğan, yeni belgeselleri ‘Vank’ın Çocukları’ ile Dersim’in kayıp Ermeni kızları gerçeğini gözler önüne seriyor. Yönetmen Gündoğan, 38 Soykırımı’ndan kurtulan ve Konya’ya götürülen Aslıhan Kiremitçiyan’ın hikayesi ile birlikte 38’e kadar Ermeni kimliğiyle bilinen Vank köyünün tarihine şahitlik ettiklerini ifade ediyor

Önder Elaldı

‘İki Tutam Saç’ ve ‘Hay Vay Zaman’ belgeselleri ile ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ gerçeğini, birçok boyutuyla ortaya koyan Nezahat-Kazım Gündoğan, yeni belgeselleri “Vank’ın Çocukları”nda da Dersim’in Kayıp Kızları’nın izini sürmeye devam ediyor. Yeni belgesellerinde konu edindikleri hikaye, Dersim’in Ermeni kayıp kızı Aslıhan Kiremitçiyan’a ait. 1938’de küçük bir çocukken köklerinden koparılıp önce Konya’ya ardından Isparta’ya sürülüyor. Çok uzun süre kimliğini gizliyor. 70 yılın ardından kızının tesadüf eseri öğrenmesi sonucu açıklıyor Ermeni geçmişini. Ama Ermeni demeden. Belki acıdan kaçma halinden, belki yaşama tutunma çabasından… Belgesel, Aslıhan Kiremitçiyan’ın hikayesi ile birlikte Dersim’de 1938’e kadar yaşayan Ermeni bir köy olan Vank’ın tarihine de odaklanıyor. Vank’ın tarihiyle birlikte 1938’de bombalanan manastırdan kiliseye dönüşen ve Ermeniler ile Kızılbaşların ortak ibadet yeri olan Halvori Surp Garabed Vank’ın (Aziz Garabed Manastırı) tarihine yer veriyor. Belgeselin yönetmeni Nezahat Gündoğan’la, Aslıhan Kiremitçiyan’ın hikayesini, Dersimli Ermenileri ve 1915 ve 1938 soykırımlarını, 1938’e kadar ibadetlerin sürdüğü kiliseyi, inkar edilen kimliklerle yüzleşme ve köklere dönüş meselerini konuştuk.

* Dersim’in kayıp Ermeni kızı hikayesine nasıl ulaştınız?

Dersim’in tarihine 37-38’i merkeze alarak çalışmaya başladığımızda bizim açımızdan şu persfektif vardı. Dersim’in özgün bir coğrafya olduğu farkı halkların, inançların, kültürlerin yaşadığı çok kültürlü yer olduğunu biliyorduk. 37-38 Katliamı’na ilişkin tanıklarla ilk görüşmeye başladığımızda bunu hiç göz ardı etmedik. Bunun içinde Ermeniler özel bir yer alıyordu. Eğer Dersim’le bir şekilde bir ilişkiniz varsa Ermeni kültürünün ve halkının izine rastlıyorsunuz. 2005’ten beri başladığımız çalışmalarda acaba kayıp Ermeni kızı da var mıdır diye soruyorduk. O dönemde çalışmalarımız basına yansıdı. Türkiye’nin değişik yerlerinden tanıklıklara ve olaylara dair mağdurlar ve failler bizimle iletişim kurdu. Belgeselde kayıp Ermeni kızı Aslıhan Kiremitçihan’ın kızı Zeynep bizimle bağlantı kurdu. Biz de duymuştuk Aslıhan teyzeyi. Önce Konya’ya ardında Isparta’ya götürüldüğünü. O zaman Aslıhan teyze Isparta’daki kızında kalıyordu. Zeynep, İzmir’de yaşayan kızı. İlk görüşmemiz Isparta’da oldu.

11_vankın_çocukları* Zeynep annesinin Ermeni olduğunu nasıl öğreniyor?

Aslıhan Kiremitçiyan, kızına ilk 2010 sonrasında söylüyor gerçek kimliğini. Annesinin ikinci eşi öldükten sonra hiçbir sosyal güvencesi olmayınca üzerine almaya çalışıyor, alamıyor. Sonra araştırıyor. En son Konya Beyşehir’de sürgünden sonra gönderildikleri yerde kütükten öğreniyor. Babasının adı Agop’muş annesinin adı Havas’mış. Annesi Ermeni’ymiş. Aslıhan teyze başta kabul etmiyor sonra kabul ediyor. Zeynep kendi çabalarıyla akrabalarını buluyor. Bizimle iletişime geçtikten sonra sadece Aslıhan’ın değil bu aileinin, bu sülalenin, bu köyde yaşayanların üzerinde yoğunlaşınca biz de diğer akrabalarını bulmaya çalıştık.

* Belgesel beş buçuk yılın ardından tamamlanabildi. Neden bu kadar uzun sürdü?

Gizlenmiş, saklanmış, yok sayılmış, silinmeye çalışılmış tarih üzerine yoğunlaşınca ister istemez tarihçi olmasanız da bir tarihçi titizliğiyle yaklaşmak zorundasınız. Tarihi araştırmak zorunda kalıyorsunuz. İnsanların Türkiye’nin farklı şehirlerine savrulmak zorunda kaldığı bir gerçeklik var. Ondan kaynaklı insanlara ulaşmak daha fazla zaman aldı. Başka bir neden de insanlar gerçek kimlikleriyle yaşamıyorlar gerçek kimliklerini açığa çıkarma ve onu ikna etme çalışması da zaman alıyor. Kimliğini bilse belki daha rahat ulaşırsınız. Onlar da bu süreçte öğreniyor. Resmi tarihin ağırlığını biliyoruz konuşmak istemek, konuşmaya hazır olmak zorlu bir süreç. Konuşmayanlar da vardı. Bu sülaleden konuşmak istediğimiz çok önemli tanıklar vardı. Belgeselde Aslıhan teyzeyi Konya’ya götüren halam diye bahsettiği kadının üç çocuğu. Çalışmaya başladığımız zaman üç çocuk da yaşıyordu. Fakat ne yaptık ettik ikna edemedik bu kardeşleri.

* Belgesel yapım sürecindeyken belgeseli bu kardeşlerin hikayesi üzerinden kurmayı düşündüğünüzü söylemiştiniz..

Keşke onları dinleyebilseydik. Filmin boyutu farklı olurdu. Bu çok dramatik bir şey. Bir ailede üç kardeş var. Biri Bolu’da Sünnileşiyor. Ermeni kimliğini biliyor fakat gizliyor. Alişan amca en büyükleri Konya’dan İstanbul’a gelince Alevileşiyor. O da Ermeni olduğunu biliyor ama Alevi olarak yaşıyor. En küçük kardeşleri 1938’de daha kundakta. 70’li yıllarda Fransa’ya gidiyor ama Ermeni kimliğine dönüyor. Üç kardeş bu kimliklerle yaşıyorlar. Kim nereye giderse hangi koşullarla yaşıyorsa ona mahkum oluyor. Fransa’da yaşayan üçüncü kardeş, Türkiye’ye geldiğinde kimliğini orada bırakıyor. Burada Türk olarak bilinmesi gerektiğinden. Üçü de Ermeni kimliğinin deşifre olacağını düşündüğünden röportajları kabul etmedi. En küçük kardeş ile konuştuk ama kayıt altına alınmasını kabul etmedi. Çok şeyi bilen büyük kardeş bu çalışma yapılırken yaşamını yitirdi.

11_vank_3

* Aslıhan teyzenin hikayesi daha önceki ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ hikayelerine çok benziyor. Belgeselin yapım sürecinde Ermeni bir ailenin karşı karşıya kaldığı travmanın boyutu ve yaşananlar açısından diğer Dersim hikayelerinden farkları ve benzerlikleri neler?

Ortak yanlar çok fazla. Ermeniler ve Kürtler, 1938’i birlikte yaşıyorlar. Travma ve yaşadıkları anlamında çok ortak yönler var ama ayıran yanları da var. Ermeni kimliğinin merkezde olduğu bir çalışma daha zorlayan bir süreç oldu. Birçok kişi Ermeni kimliğinden kaynaklı filme dahil olamadı. Aslıhan teyze filmin merkezinde yer alan kimse. Onun hikayesi çıkış noktamız. Filmde bile Ermeniyim demedi. Asimilasyonun ciddi etkisi var. Korku daha boyutlu yaşanıyor. Travma daha aşılamamış.

* ’Vank’ın Çocukları’ Dersim’de soykırımların yaşanmasına yol açan çok kültürlü yapısını ortaya koyuyor. Bu yönüyle diğer belgesellerinizi tamamlayıcı bir özelliğe de sahip diyebilir miyiz?

Dersim’de soykırımın bu kadar boyutlu yapılmasının nedeni kültürel çeşitlilik. Bu anlamda Kürt, Ermeni ya da Alevi demeden bu çeşitliliğin kendisi hedefti. Nüanslar var Ermeni kimliği yerine Kürt olmayı tercih etmek gibi durum var. Ermeniler ötekinin de ötekisi. Üç filmde de görüyoruz. Dersim’in tek tipe uymayan yapısı onu hedefe koymuştu. İnancıyla, yaşantısıyla, etnik kimliğiyle tek tipe uymayan bir yerdi. Bu belgeselde Dersim’in bu çok kültürlü yapısı öne çıkıyor. Bu film olmasaydı Dersim Soykırımı’nı anlamada yetersiz kalırdık.

* Vank köyü Dersim’de 1938’e kadar kalan belki de tek Ermeni köyü. Büyük bir manastırı var. Sonra kiliseye dönüşmüş. 38’de uçaklar tarafından bombalanarak yıkılıyor. Belgeselde aynı zamanda bir Ermeni köyü olan Vank’ın tarihine de tanıklık ediyoruz..

Aslıhan teyzenin öyküsü üzerinden onun doğduğu köy olan Vank’ın tarihine de yer veriyoruz. Vank, Ermenice manastır anlamına geliyor. 1938’e kadar Dersim’de ayakta kalan tek kilise. Adı Halvori Surp Garabed Vank (Aziz Garabed Manastırı). Manastırın hikayesi de belgeselde yerini alıyor. M.S 800’lerde yapıldığı ve daha öncesi de pagan döneminin mabet merkezi olduğu tahmin ediliyor. Manastır olduğu dönemlerde Ermeniler açısından çok önemli yeri var. Uzun süre önemini koruyor. 1800’lerin ortalarında önemini yitirmeye başlıyor. 1937’ye kadar Dersim’in genel bölgelerini ele aldığımızda manastırlar ve kiliseler, ya 1915’in etkisi ya da bırakıp gitmeler ve Alevileşmelerle o ibadet merkezleri artık işlevsiz oluyor, yıkılıyor. Fakat burası çok ilginç 1937’ye kadar hem mekansal olarak hem de işlevsel olarak ayakta. 1915’te soykırım daha çok dış Dersim’de yapılıyor iç Dersim’de fazla yapamıyorlar. Vank köyünün Ermeni kimliği ile yaşıyor olması, 1915’te içeri kadar giremiyor olmaları belirliyor. Başlı başına tespit edilmesi gereken bir nokta. Ermeni kimliğiyle nasıl yaşadı? 1915’ten bugüne manastır nasıl kaldı?

11_vank_4Aleviler de kiliseyi kutsal sayıyor

Alevilerle de çok iyi ilişkileri var Seyit Rıza hatta filmde gördüğümüz Haydar Şahin’in sülalesini oraya gönderip yerleştiriyor. Onlara hatta bir miktar toprak veriyor beraber yaşamaya başlıyorlar. Aleviler açısından da kutsal sayılan bir yer. Aleviler de Hz. Hüseyin’in parmağının orada gömülü olduğunu düşünerek bir ibadet merkezi olarak görüyor. Bunun kökeninin aynı coğrafyada birlikte yaşadıkları pagan dönemine dayandığını düşünüyorum. Ayrıca araştırılmaya ihtiyacı var.

* Üç belgeselin ortak yanı da köklere dönüş yolculuğu ve yüzleşme hikayeleri. Bu özeliği ile de birçok kişiye köklere dönüşün ipuçlarını veriyor. Çalışmalarınızın misyonuna ilişkin neler söylersiniz?

Belgesel gerçeklerden oluştuğu için kurmaca hiç bir tarafı yok. Görsel olması da onunla özdeşleşme anlamında çok önemli oluyor. Filmden sonra bile bizim de benim annem de muhakkak böyledir diyenler oluyor. İlk belgeselimiz ‘İki Tutam Saç: Dersim’in Kayıp Kızları’nda amacımız Dersim Katliamı ve köklerinden koparılan kız çocukları gerçeğini açığa çıkarmak ve kabul ettirmekti. İkinci belgeselimiz ‘Hay Vay Zaman’a neden ihtiyaç duyduk. Aslında bu yüzleşme filmiydi. Hem bu sürecin mağdurları açısından hem de failleri açısından bu yüzleşme amacı taşıyordu. Bir nevi hesaplaşmaydı. Son filmde de Dersim’in kozmopolit yapısını vurguladık. Ermeni kimliğinin görülüp Dersim meselesine bakılmasını amaçladık. Önceki filmler bu filmin ortaya çıkmasını sağladı, bu filmde başka bir şeyin ortaya çıkmasını sağlayacak belki. Bu belgeseller gerek edebiyat alanında gerek akademi alanında perfektif sundu. Birçok edebiyatçı şiirler, öyküler ve romanlar yazdı. O açıdan suyun atılan taşın yarattığı dalga gibi umut ediyorum ki bu dalganın genişlemesine yardımcı olur.

*Bu filmde de Sema Kaygusuz sizinleydi. Galada sunum yaptı. Onunla buluşmanız nasıl gerçekleşti?

Her şeyin bir zamanı olduğuna inanıyorum. ‘İki Tutam Saç’ yapım aşamasında basında yer aldığında aynı dönemde Sema’nın da kitabı çıktı. Romanında Dersim sürgünü babaannesinin hikayesine yer veriyordu. Ona yazdım. Onun cevabı aynen şöyle oldu. Sen beni bulmasaydım ben seni bulacaktım. Yollarımız böyle kesisti. Sema’yla ilk buluşmamızda acayip bir sarılma yüzyıldır tanırsın ya öyle bir sicaklık. Belgeselde de uzun yıllar sonra buluşan insanlarda da bu duygu hakimdi. Zeynep annemin önceden kimsesi yoktu şimdi kocaman bir aile olduk sanki yüzyıldır birbirimizi tanıyoruz.

11_vank

* Filmin final sahnesi de bu mutlu olma durumu ile sona eriyor. Zeynep’in ‘Kocaman bir aileye sahibiz artık’ sözleriyle görülüyor…

Evet. Bugün artık daha çok birlikte olmaya ihtiyaç var. 80 yıl boyunca hep ayrı yaşamak zorunda kaldılar. Farklı olmadıkları halde farklılaştırıldılar ama bugün ayrıştırma perdelerini kaldırıp birlikte yaşamı zamanı. Filmi de bu duygularla sona erdirdik.

* Bugün kültür, dil , inanç olarak tekleştirilmeye çalışılan bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Çok kültürlülük ve kökleri arayış anlamında filmin hikayesinin bu tekliğe karşı duruşu söz konusu. Bu anlamda filmin gösterilmesi konusunda kaygılarınız var mı?

Geçen sene İstanbul Film Festivali’ne kabul edilmemesinin en büyük nedeni bugün içinden geçtiğimiz süreç. Belgesel ön jüriden geçemedi. Festivaller siyasal atmosfere göre kendini konumlandırıyor. Türkiye’deki festivallerden beklentim yok. Biz galayı da belli endişelerle yaptık. Ama yapmamız gerekiyordu. Bu bir direniş biçimi aynı zamanda. Sansüre, baskıya, tek tipleşmeye karşı anlamı vardı galanın. Aksi taktirde bu tekleştirme politikları başarıya ulaşacak. Bütün bu sürece rağmen belgeseli elimizden geldiğince en geniş kitlelere ulaştırmaya çalışacağız.

11_vank_2

Alevileşen ve Kürtleşenler geçmişleriyle daha barışık

* Türk ve Sünnileşen aile bireyleri ile Kürt-Kızılbaş kimliğini kabul eden aile bireylerinin Ermeni kimliğini inkar ve kabullenme süreçlerinde nasıl bir fark oldu?

Tabi bahsedebiliriz. Türk ve Sünni olarak büyüyen bir Ermeni ile Alevi Kürt olarak yetişmiş bir Ermeni arasında fark var. Bunu filmde de görüyoruz. Tanıklıklarla somut yaşadık. Ermeni ama Alevileşen ve Kürtleşenler, kendi kimlikleriyle ve geçmişleriyle daha barışık. Her ne kadar ulu orta söyleyemese de röportajlarımızda kendi yaşamında görüyoruz. Yaşanları bir şekilde anlatmış paylaşmış. Aleviler ve Kürtler, onu o kimliğiyle biliyor. Ama Türkleşmiş ve Sünnileşmiş, Ermeniler bunu kırmakta zorlanıyor. Mesela Aslıhan teyzenin ben dedi böyle büyüdüm böyle yaşarım. Oruçlu iken ölmek isterim diyor. Travma o kadar derin ki 2010 yılına kadar kızına bile ifade etmemiş. Alevileşmiş Ermenilerin çocukları ve torunları, annelerinin Ermeni olduğunu biliyorlar. Sünni aile kendi çocuğundan bile gizliyor. Aralarında böyle bir fark var. Onların ruhi şekillenmelerinde gerçeklerini bize anlatırken travmalarıyla baş etme konusunda o farkı görüyoruz. Bu ayrımı sosyolojik olarak da siyasal olarak da ortaya koymak gerekir.