Bizi takip edin

8 Mart

İhraç edilen Mimar Alev Şahin: Onlar bir avuç, biz ise milyonlarız!

->

-> 18

AKP’nin muhaliflere dönük saldırıları kapsamında ihraç ettiği kamu emekçilerinden Mimar Alev Şahin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü direnişle karşılayan kadınlardan. Şahin, direndiği alandan seslendi: ‘Burada ‘Evlerimizde oturan milyonlarız’ı insanlara göstermeye çalıştım. Nuriye benim için direniyor, ben Betül için, Betül Malatya’daki arkadaşlar için direniyor, onlar Aydın için… Tekil gibi görünse de örgütlü direnişler bunlar…’

Gülşen Koçuk

AKP hükümetinin iktidara geldiği günden beri izlediği cinsiyetçi ve kadın düşmanı politikalar, 2016’da startı verilen savaş ve 15 Temmuz darbe girişimin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile daha da arttı. Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile onlarca kadın kurumu kapatıldı, yüzlerce kadın ise meslekten ihraç edildi. Bu baskı politikaları karşısında “itaat etmeyen” kadınlar ise mücadelesini sürdürdü. Bu savaş ve baskı politikalarına rağmen bu yıl da kadınlar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü direnerek alanlarda karşılıyor. AKP’nin ihraçlarına karşı Ankara’da ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen’in direnişi ile başlayan ve Meletî’ye (Malatya), Muğla’ya, Aydın’a, İstanbul’a uzanan direnişin bir halkasını da Düzce’den Mimar Alev Şahin oluşturuyor.
Alev Şahin, 6 yıl boyunca Düzce’de Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde mimar olarak görev yaptıktan sonra “amirlerinin rahatsızlığı” sonucu ihraç listesine girenlerden. Şahin’in kar, yağmur altında sürdürdüğü direnişine biz de 21’inci gününde, güneşin yakıp kavurduğu bir günde 8 Mart eki olarak konuk olduk.

* Ne zaman ihraç edildiniz?

6 Ocak’ta 679 Sayılı Kararname ile ihraç edildiğimi öğrendim. 30 Ocak’tan itibaren de Düzce’nin en işlek yerinde oturma eylemi yapıyorum. Bu hukuksuzluğu teşhir ediyorum, imzalar topluyorum. Haksızlığı ve adaletsizliği teşhir etme ve kamuoyu oluşturma gibi bir çabam var.

‘Direnmekte tereddüt etmedim’

* Baskıların zirve yaptığı, ses çıkaranların sesinin kısıldığı bir dönemde kimler direndi sizce? Kimler bu dönemin tabiri caizse “alın akı” olarak çıktı?

Devrimciler direndi. Herkesin basın açıklamalarını bile salonlarda yaptığı bir dönemdeyiz. Dolayısıyla yine her dönem olduğu gibi çok büyük laflar edenler değil; devrimciler bu süreci göğüsledi diyebiliriz. İş konusunda da işinden, ekmeğinden etme noktasında da kamu emekçilerine yönelik bir saldırı var. OHAL, yine ezilenlere yönelik bir baskı aracına dönüştü. Bu süreçte de benden önce atılan arkadaşlarım oldu. Onların direnişleri başladı. Sonra bir kararnamede adımı görünce ben de direnmekten herhangi bir tereddüt duymadım. Her şeyi göze alarak işimi ekmeğimi istemeye bunun için mücadele vermeye karar verdim.

* Nuriye Gülmen ve Acun Karadağ ile Ankara’da bir direniş başladı. Sonra Betül Celep ve siz. Kadınların direnişteki öncülük rolünü neye bağlıyorsunuz?

Erkekler direnmedi dersek biraz eksik bırakmış oluruz. Şöyle bakabiliriz. Akademisyenler arasından Nuriye direnmeye başladı. Öğretmenler arasından Acun Öğretmen Ankara’da direnmeye başladı. Semih Özakça Mardin’de ihracından sonra Nuriyelerin yanına giderek oranın direnişçisi haline geldi. Veli Saçılık aynı eylemin destekçisidir. Mahmut Konuk Ankara’da atıldığı iş yerinin önünde direnişe başlayacağını duyurdu. Malatya’da 4 kamu emekçisi arkadaşımız her gün gözaltına alınıyor. Direnişlere cinsiyetler üzerinden değil, kararlılık, irade olarak bakmak daha doğru olur. Öncülük olarak Nuriye’dir, Semih’tir. Bir kadın, bir de erkektir.

* Siz kamu emekçilerine, akademisyenlere bu yönelimin sebebini ne olarak görüyorsunuz?

Aslında OHAL’den önce de kamu emekçilerine yönelik başlayan saldırılar ve planlar vardı. İktidar her zaman olduğu gibi dönem dönem ortaya atıp gelen tepkilere göre geri çekiyordu bunları. O dönem Tayyip Erdoğan şunu söylemişti: “Nasıl bir patron çalışmak istemediği işçiyi kapının önüne koyuyorsa ben neden çalışmak istemediğim memurla çalışmak zorunda kalayım? Akşama kadar yatıyorlar.” vs. OHAL olmasa da amirin iki dudağı arasına memuru bırakacağına dair çalışmalar yaptığının sinyalini veriyordu. Zaten kamuya dönük bir hesabı vardı. Ancak OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnameler ile bir keyfilik sağladı. Ancak şunu da belirtmek isterim ki kendi iş yerimde de çalışanlar zaten iş ahlakına sahip olan solculardı. Kendi adamları kolunun altında ganyan gazetesiyle 09.00’da gelip 16.00’da çıkan, iş yerinde ne yaptığı belli olmayan, sırtını iktidara yaslamış pek çok memur var. Kamunun hizmeti zaten devrimci demokrat memurlar üzerinden işliyor. Öğretmenler, doktorlar açısından da öyle.

alev_şahin_6

‘Diz çökmemi istediler çökmedim’

* Siz kendi isminizi KHK’de görmeyi bekliyor muydunuz? Bunun ardından direnişinizi nasıl örgütlediniz?

Hayatım boyunca sosyalist bir geleneğe sahip bir kişi oldum her şeyden önce. Dolayısıyla iktidarla uzlaşmaz çelişkileri olan biriyim. Bir gün bana gelmeyecek olması benim sahip olduğum değerlere karşı bir yerde bir hata yaptığımın, zaafa düştüğümün bir göstergesi olacaktı. Dolayısıyla atılmış olmam, alnımın ak olduğunun bir ifadesi. 5 amirime üzerimdeki baskı uygulamaları nedeniyle psikolojik taciz (mobbing) davası açmıştım. Muhbirlik dilekçeleriyle işten atılmaların gerçekleştiği bir dönemde benim için de böyle bir süreç işletmeyeceklerini hiç düşünmedim. OHAL yaşanır yaşanmaz bunun devrimcilere, solculara geleceğinden de emindim. Bir toplantıda bana hakaret, toplantıdan kovma davranışına kadar cesaret edebildiler. Hakaret eden amire karşı soruşturma yürütüldü, uyarı cezası bile almadı. Mahkemeye götürdüm, ceza aldı. Ardından bir buçuk yıl mobbing uygulandı. Evrakları amirin önüne götürmemi istediler, yani diz çökmemi istediler. Götürmedim. OHAL’le birlikte beni işten attırarak da bir diz çökeceğim gibi bir plan yaptılar ama herhalde kendimi doğru ifade edememişim.

Şimdi buradayım, yine direniyorum. İşimi ekmeğimi geri alana kadar da mücadeleye devam edeceğim zaten.

‘Direniş biat etmemektir’

* Sloganınız, ‘İşimi geri istiyorum.’ Sizin burada sürdürdüğünüz direnişin amacı sadece ‘iş’ mi?

Hayır tabii ki. Onuruma sahip çıkmaktır, diz çökmemektir. Boyun eğmemek, biat etmemek, yola gelmemek, ıslah olmamaktır…

* İş hayatınız direnerek geçmiş ama burada direnmeye karar verdiğinizde tepkiler kaygılandırdı mı?

Düzce’de 6 yıldır yaşıyorum. Düzce’de yaşayan bendim ve ben de halktan biriyim. Evet muhafazakarlar, sağ gelenekten geliyorlar ama ben bunu bir tehlike olarak görmedim. Halkın pek çok kesiminde artık adaletsizliklere karşı farklı farklı da olsa biriken bir tahammülsüzlük var. Birine açlıkla değmiş, diğerinin müşterisi gelmiyor, öbürünün fındığı para etmiyor. Bu noktada birbirimizi anlayabileceğimizi düşündüm ve gerçekten de öyle oldu. Çorba içtiğim yer, sigaramı aldığım, çay içtiğim yer burada. Beni bir yabancı gibi görmediler. Hem halka hem haklılığıma güvendim. Bunun karşılığı olarak da Düzce halkı benim boynumu yere eğmedi. Teşekkür ediyorum.

alev_şahin_4

‘Halk için umut oldu’

* Burada gün içerisinde ne yaptığınızı soran oluyor mu?

Evet. Değişik geliyor insanlara. Tabii ki Düzce’de çeşitli işçi, emekçi direnişleri olmuş ama bu tarz bir yöntemle mücadele eden biri olmamış. O da beni merak etmelerinin bir sebebi oluyor. Bir de burada da çok fazla ihraç oldu. Hep FETÖ’den, solcu olarak bir tek ben atıldım. Kendi kafalarında da FETÖ’den ihraçlar noktası adaletsizdi. Çünkü komşuları atıldı, akrabası, tanıdığı atıldı. İktidar bunu “Amirler ihraç yarışına girişti” üzerinden itiraf etmek zorunda kaldı. Burada biriken adaletsizliği, haksızlığı, hukuksuzluğu açığa çıkarmak gerekiyordu. Yanıma gelip giden, bana “Sakın bırakma” deyip geçen insanlar var. Bunun bir onur mücadelesi olduğunu söyledim, ama halk için de başka bir şeye dönüştü. Umut oldu.

* Size dönük görünür bir baskı var mı?

Polisler ile hiç muhatap olmadık ilk günden bu yana. Sadece bir kez dağıttığım bildirilerden istediler, ben de vermeyeceğimi söyledim. Büyük bir baskıyla karşılaşmıyorum şu anda. Bunu da haklılığıma ve halkın sahiplenmesine bağlıyorum açıkçası.

* Direnişinizin bir günü nasıl geçiyor burada?

Saat 13.00’te geliyorum buraya. Pankartımı seriyorum. İmza kağıdımı açıyorum, oturacağım minderi hazırlıyorum. Burayı kendime bir yaşam alanı haline getiriyorum. Arkadaşlarım geliyor, iş arkadaşlarım geçerken uğruyorlar. “Burada artık komşu olduk.” Öyle diyor şu çay bahçesi. Esnaf komşuluğumuz oldu. Bütün günüm insanlarla sohbet ederek, imza toplayarak geçiyor. Bazen etkinlikler yapıyoruz. Şiir günü yaptık, hikâye okuduk, müzik dinletisi yaptık, halk türküleri söyledik. Güzel oldu. Havalar bayağı soğuktu. O günlerde sokakta insan yoktu. Evet, polis saldırısı olmadı, ama üstüme yağmayan kar, boran, yağmur kalmadı. Ona karşı direnmek de güzeldi, kendi iradem açısından. Çünkü bir irade savaşı da bu aynı zamanda. Hasta da olmadım. Direnişin hem öğretmeniyim, hem öğrencisiyim. Halktan öğrendiğim çok şey oluyor. Birbirimizi besliyoruz.

‘Birbirimiz için direniyoruz’

* Siz burada direniyorsunuz. Farklı kentlerde direnenler var. Bu tabloda direnişinizi ‘tek kişilik’ olarak tanımlar mısınız?

Fiili olarak tek kişi görünüyor olabilirim, ama aslında tek kişi olduğumu söyleyemem. Mekânlarımız farklı olsa da haksızlığa uğramış pek çok kamu emekçisi adına direniyorum burada. Haksızlığa uğramış halklar adına, ezilenler adına direniyorum. Burada “Evlerimizde oturan milyonlarız”ı insanlara göstermeye çalıştım. Direnenler zaten birbirinden bağımsız değiller. Nuriye benim için direniyor, ben Betül için, Betül Malatya’daki arkadaşlar için direniyor, onlar Aydın için… Tekil direnişler gibi görünse de örgütlü direnişler bunlar.

alev_şahin_3

Kazanılacak bir dünya var…

* 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü karşılıyoruz ve siz burada direnerek karşılıyorsunuz. 8 Mart vesilesiyle de ne mesaj vermek istersiniz?

Cesaret de bulaşıcıdır, korku da bulaşıcıdır aslında. Neyi yaydığınız önemli. OHAL’i biraz insanların kafasında görüyorum. Evet, iktidar korku salmaya çalışıyor, ama korkuyu ne kadar büyütürsek, o kadar çok teslim oluruz. Kaybedecek bir şeyimiz yok. Kazanacak koskocaman bir dünya var. Benim çoluğum çocuğum yok. İnsanlar “daha iyi” diyor. Ama tam tersi. Benim çocuklarım olsaydı, daha fazla direnirdim. Bir tane canımız var. Ölenler bizden daha mı değersizdi? Değil. Madem daha güzel yarınlar istiyoruz, bunun bir bedeli var. Korku insani bir şey. Ama korkuyu aşmamızı sağlayan daha güçlü değerler var. Onları bulup içimizde beslemeliyiz.

Korkunun değil, cesareti kuşanmanın zamanı diyorum. Haklılığımıza ve halka güvenelim, emeğimizi ve hakkımızı sömürtmeyelim. Madem 8 Mart’ta çıkacak bu röportaj, bütün Türkiye halklarının tüm emekçi, direngen, devrimci kadınlarının Emekçi Kadınlar Günü’nü en içten sevgi ve saygılarımla selamlarım. Nerede olursak olalım, dünyanın öbür ucunda da olsak, bizim çıkarımız bir, emeğimiz bir. Bu sistemi de ancak birlikte mücadele ederek, önce faşizme karşı yan yana durarak atlatabiliriz. Bir tercih değil direnmek. Tarihsel bir zorunluluktur. Daha önce işçilerin, emekçilerin direnişlerine destek oldum. Şimdi kendi ekmeğimin mücadelesini vermenin zamanı gelmişti.