Bizi takip edin

Kültür-Sanat

O karanlık sahneleri hayallerimizle dolduralım

->

-> 15

Kazım Öz’ün yeni filmi ‘Zer’ bugün vizyonda. Amerika’dan Dersim’e giden Jan’ın hikayesini konu alan filmin Dersim Soykırımı’nı anlatan sahneleri sansürlendi. Sansürlü sahneleri karartarak sansürü deşifre ettiğini kaydeden Öz, ‘O karanlık sahneleri kendi hayallerimizle dolduralım’ diyor

Önder Elaldı

‘Zer’ filmi, New York’ta yaşayan Jan’ın tedavi için Amerika’ya gelen babaannesinden duyduğu şarkının peşinden Dersim’e olan yolculuğunu aktarıyor. Gökdelenlerin içinden yıkık harabe bir evde son bulan bir yolculuk. Köklerine doğru yol alan ve yol aldıkça da büyüyen insanın hikayesi Jan’ın yolculuğu. Filme ilişkin konuştuğumuz Kazım Öz, Jan’ın yolculuğunun sezgisel olarak başlamış olsa da yolculuğa çıkışının arkasında yıllardır dışa çıkmayı bekleyen yaşanmışlığın olduğunu belirtiyor. “Ne kadar uzak olsak da o saklı olan dünya ruhumuzda, genlerimizde, bilinçaltında bir yerlerde duruyor” diyerek Jan’ın yolculuğunun kaçınılmaz olduğunu ekliyor. Şarkının da bu anlamda tarihe ve o coğrafyaya yolculuk için bir metafor olduğunu belirtiyor. Filmde rüya ile gerçeğin iç içe geçtiği yerlerin de olduğunun altını çizen Öz, ilk defa gerçeküstü sahnelere de yer verdiğini ifade ediyor. ‘Zer’, aynı zamanda Dersim Soykırımı’nı anlatan ilk uzun metrajlı film. Hikayesiyle birlikte hem bellek yaratma hem de yüzleşme gibi bir işleve sahip olacakken Kültür Bakanlığı’nın sansürüne maruz kaldığını belirten Öz, “Filmin sansürlenmesi soykırımın devam edebileceği ihtimalini gösteriyor” diyor.

* ‘Zer’, ABD’de yaşayan Jan’ın babaannesinin ona söylediği bir şarkının peşinden Dersim’e gidişinin hikayesi. Filmin hikayesi nasıl oluştu?

Filmin hikayesi 2005’te yazdığım kısa bir hikayenin büyümesi ile ortaya çıktı. “Dûr” filminde kullandığım ‘Zer’ şarkısından esinlenerek yazdığım bir hikaye. ‘Dûr’ filmi o köyden bir köylünün söylediği ‘Zer’ şarkısıyla bitiyor. Final sahnesinde dilek ağacının dallarından dönüp köklerine gittikten sonra jenerik akıyordu. Bir şarkının hikayesi ile başladı. Dersim’de geçtiği için Dersim’in tarihiyle birlikte büyüdü.

11zer5

* Jan’ın yolculuğunu dallardan köklere giden bir yolculuk olarak adlandırabilir miyiz?

Evet, öyle söyleyebiliriz. Sanat eserlerinde bilinçaltı çok çalışan bir şey. Belki çok farkında değiliz ama bir fikri kafamızda çok erken kuruyoruz; ama onu söylemeye, pratiğe geçişi zaman istiyor. Biz, o ana özgü olduğunu düşünüyoruz ancak onun kökleri var. Hikaye New York’tan başlayıp Dersim’e yolculuğu kapsıyor. Bu hikâyede coğrafi uzaklık çok önemliydi. Filmin gerek senaryo gerek yapım aşamasında neden New York diye sorduk kendimize. New York kapitalizmin sembol şehirlerinden. İlişki ağı, mimari, duygu, kültür ve yaşama biçimi olarak da uç bir yolculuğa ihtiyaç vardı. Gökdelenlerden Dersim’in su altında kalan eski kırık dökük evlerine kadar. Jan’ın böyle bir yolculuk yapması hikâyeye güç katıyordu. Ne kadar uzağa gidersek gidelim, ne kadar yeri geçersek geçelim soy ağacımızdaki bir kırılmayı, katliamı, bir alt üst oluşu ne kadar gizlesek de başarılacak bir şey değil. Aslında doğru olan zamanında yüzleşmek.

* Dersim’de soykırımdan kurtulmuş yaşlıların çoğu uzun süre sustu. Sonraki kuşaklar yaşanan acı ve travmaları bir suskunluktan, bir bakıştan, bir duruştan sezgisel olarak devraldı. Bunu dile getiren çok insan oldu. Jan’ı yolculuğa çıkaran babaannesinden aldığı böyle bir sezgisel aktarım mıydı?

Mesela Jan’ın hastanede babaanne ile çok bilinçli kurduğu bir ilişki durumu ile yola çıkmıyor. Dediğiniz çok doğru. Onun verdiği bir duyguyla, onun yarattığı sezgiyle yola çıkıyor. Aslında ben bu şarkının peşinden yola çıkacağım diye de yola çıkmıyor. Biraz zincirleme bir geri dönüş oluyor. Filmde anlatılan masaldaki gibi, sora sora gidiyor. O ona, o ona. Her şeyin bir sebebi var ve döngü tekrar başa dönüyor. Aslında dönüp kendini bulmakta bitiyor. Tüm bu ilişki ağı içinde, bu sebep sonuç ilişkisi içinde onu geriye götürecek sebepler orada duruyordu, anlatılmamıştı, konuşulmamıştı; ama bir his olarak geçti ona.

11zer4

* Jan’ın babaannesiyle tanıştıktan sonra Dersim’e dönüşü kaçınılmazdı diyebiliriz..

Bence kaçınılmazdı. Böyle kaderci bir şeyden bahsediyoruz gibi gelebilir ama öyle değil. Diyalektik olarak da, ilişkiler açısından da öyle. Bu onun DNA’sı gibi bir şey aslında.

* Şarkıyı metafor olarak mı düşündün? Jan, şarkının arkasındaki birçok duygunun yaşandığını sezerek mi yolculuğa çıkıyor?

Evet. Şarkı aslında orada tarihsel bir yolculuk için metafor. Sanatın kendisi böyle bir şey. Buradaki metafor şarkının kendisi, tüm bu Dersim tarihini saklayan saklı küp gibi bir şey. Bu şarkı beni niye çekti acaba diye düşünüyorum. Yani neden yönetmen olarak şarkının peşine düştüm. Bana da dokunan yanı vardı. Bendeki de bir sezgiydi.

* Jan’ın yolculuğu bireyin kendini bulması olarak da karşımıza çıkıyor. Bu yolculukta aynı zamanda gökdelenlerin içinde kaybolan insanın daha sıcak ve canlı ilişkilerin olduğu bir yaşam içinde kendini bulmasını da görüyoruz.

İlk kez New York’a gittiğimde kendimi mimari içinde çok değersiz hissettim. Sanki varlığım hiç oldu gibi. Niye çünkü dev gibi binalar. Jan’ın yolculuğunu, yol aldıkça büyüyen değerlerin olduğu bir yolculuk olarak tasarladım. Batı-Doğu arasında, Doğu’ya gittikçe insana yaklaşıyorsun. Batı’ya gittikçe makineye. Böyle bir atmosferden harabe olmuş bir köye gidiyorsun ama insan kalmış. Batı’da her şeye daha kolay ulaşılabiliyorsun fakat insan küçülmüş.

* Filmde gerçek ve düşsel öğeler iç içe. Gerçeküstü sahneler de kullanmışsın. Daha önceki filmlerinde bu pek görülmeyen bir şey. ‘Zer’de hikaye anlatımında ve sinematografinde ne gibi farklılıklardan bahsedebiliriz?

Anlattığın çok önemli ama nasıl anlattığın da bir o kadar önemli. Filmde rüya ile gerçeğin iç içe geçtiği yerler var. Ama filmin finalinde gerçeküstü bir şeye dönüşüyor. Bizim gibi yönetmenlerde bu gibi anlatımlarda tutucu bir yaklaşım görüyorum. Toplumsal gerçekçi filmler içinde gerçeküstü şeyler olamaz yaklaşımı var. Hâlbuki bu yanlış. Biz gerçeğe, gerçek üstü dille de yaklaşabiliriz. Gerçek üstü sahneleri çok büyük zevkle yazdım, çizdim, çektim. Bakalım nasıl bir şey ortaya çıkaracağız diye. Galiba bizim sanatımızda bu biraz eksik. Dünyaya ulaşmamızda da bence önemli bir şey. Yaşamdaki realiteyi sanat düzeyine vardırdığımızda dünyanın her yerinde anlaşılacaktır. Ortak dil burada. Hangi coğrafyada olduğun önemli değil.

11zer3

* Gerçeküstü anlatımı besleyen kaynaklardan biri de rüya. Rüyanın filmdeki yeri nedir?

Aslında rüya benim için heyecan verici bir konu. Rüya sinemaya çok uygun bir format. Kendimi bu konuda eleştiriyorum belki de sinemamız rüya gibi olmalı. Ne kadar uzak olsak da o saklı olan dünya ruhumuzda, genlerimizde, bilinçaltında bir yerlerde duruyor. Bizim sinemamızın çok önemli bir konusu. Babaannenin hastanedeki rüyası filmin çok önemli tetikleyici öğesi. Ciddi bir karakter neredeyse. 38’de küçükken yaşadığı tren yolculuğunu tekrar tekrar görüyor. İnsan gerçeğinden ne kadar kaçarsa kaçsın rüyalar peşini bırakmıyor. Rüyalar gerçeği bize göstermede önemli rol oynuyor.

* ‘Zer’, Türkiye’de çekilen ve Dersim Soykırımı’nı anlatan ilk uzun metrajlı film olma özelliğini taşıyor. Hikayesiyle birlikte hem bellek yaratma hem de yüzleşme gibi bir işleve de sahip. Film, soykırım anlatısı olarak da dünyaya duyurulacak bir belge niteliği taşıyor mu?

Dersim Katliamı’nda yaşananların Hitlerin yaptıklarından hiçbir farkı yok. Hatta Alman faşizminin o dönemden beslendiğini düşünüyorum. Ermeni ve Dersim katliamlarından. Tarih içinde Dersim hep saklı kalmış. Bugüne kadar filmin yapılamaması bile buna önemli bir örnek. Devletin nüfus kütükleri bile 15-20 bin insanın aynı günde öldüğünü gösteriyor. Burada bir katliam yaşandığına yönelik bir kuşkumuz var mı yok. Peki bugüne kadar dünyada bu kadar konferanslar oldu, bu kadar tartışmalar oldu, neden soykırım olarak kabul edilip dünya kamuoyunda tartışılmadı. Çünkü görülmek istenmeyen bir katliam. Yüzleşilmesi lazım. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın yüzleşmesi gerekir. Bu katliamda sadece Türkiye’nin değil diğer devletlerin de parmağı var. Filmin bu anlamda Dersim Soykırımı’nın dünyada duyulması için bir platform olmasını isterim.

* Bugün Dersim’de ölümler devam ediyor. Ölümlerin üstünü kapatma çabaları da. Dersim Soykırımı’nın yer aldığı sahnelerin Kültür Bakanlığı tarafından sansürlenmesi soykırım uygulamalarının henüz son bulmadığını gösteren işaretler olarak kabul edebilir miyiz?

Filmin ‘Dersim 38’ ile ilgili olan ve zaman zaman bugünkü iktidarın temsilcileri tarafından kabul edilen bazı gerçekleri filmde sansürlemesi aslında soykırımın devam edebileceği ihtimalini gösteriyor. Yüzleşmeyi niçin istiyoruz. Yüzleşme şu değildir. Özür dile, yerin dibine gir değildir. Yüzleşme bir anlamda geleceği de garanti altına almaktır. Yüzleşme bu gerçeği kabul etmek bir daha bunu yaşamamaya çalışmaktır. Yüzleşmek istemiyorsa bir kişi ya da güç aynısını yapma ihtimali var demektir. Filmde sansürlenen sahnelerin birinde 1938’de öldürülen insanların sayısı veriliyordu. Bunu çıkaracaksın dediler. Bu aslında olayın ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. Tehlikenin hiç atlatılmadığını Jan’ın yolculukta gördüğü tüm o güzelliklerin aslında yok olmakla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

* Sansür sürecinde neler yaşandığını bize özetleyebilir misin?

Sansür özellikle son 2-3 sene içinde bir dalga olarak gelişmeye başladı. İktidarın demokrat maskesinin düştüğü tarihten itibaren filmler sansürleniyor. Bazı filmler festivallerden çıkarılıyor, bazı filmler vizyona giremiyor. Ama ilk kez uzun metrajlı bir film bu şekilde sansürle karşı karşıya kaldı. Vizyona girebilmesi ve festivallere katılması için filmi bakanlığa gönderdik oradan bize şu sahneler çıkmazsa film vizyona giremez denildi. Sansür çok fazla olsaydı ve filmin hikâyesine zarar verecek noktaya gelseydi filmi hiç çıkaramayabilirdik. Hikâyenin bütünüyle zarar görmeyeceğini düşündüm. Aynı zamanda sansürlü sahnelerde ekranı karartıp altına bu sahneler Kültür Bakanlığı tarafından sansürlenmiştir yazısı koyarak sansürle mücadele anlamında önemli bir kapı açabileceğimizi düşündük. Aslında bu tavır orada hiçbir şey yokmuş gibi davranılmasını kıracak olan bir tutum. Seyirciye de şunu anlatmak istiyoruz, orada bir sahne var ama siz izleyemiyorsunuz. İzlemek istiyorsan harekete geç. Haklarına sahip çık. Filmler ciddi bir toplumsal hafızadır. ‘Zer’ 20 yıl sonra izlendiğinde bu siyahlık bu yüz karalığı görülecek. Bütün bunların yanında tepkimizi bu şekilde koyarak insanların izlemelerini o karanlık sahneleri kendi hayallerinde doldurmalarını istiyorum.

11zer2Jan’ın hikayesi ile Cemal Süreya’nın hikayesi benziyor

* Film, Cemal Süreya’nın şiirinden bir dizeyle başlıyor. Cemal Süreya’nın hikayesine de şahit oluyoruz. Neden Cemal Süreya ile başladın?

Bu film aslında bir anlamda Cemal Süreya’nın hikayesi galiba. Üzerine araştırma yapmış değilim ama şiirlerini, hayatını okuduğum kadarıyla bunu söyleyebilirim. 38’den sonra trenlere bindirilip Anadolu’nun çeşitli kentlerine dağıtılanlar arasında kendisi de var. Filmde geçen tren sahnesini yaşamış biri. Girişte yer alan o şiirinden o cümle. Galiba beni tren sahnesine götürdü. Bir anlamda da onun hayatının çok önemli bir kesiti. Cemal Süreya’nın da tıpkı Jan’ın hikayesi gibi bir hikayesi var.