Bizi takip edin

İzlenim

Biz terk etmeyeceğiz

->

-> 11

Küçeleri ile ünlü Alipaşa ve Lalebey, “kentsel dönüşüm”ün kıskacında. Mahalleli, doğup büyüdükleri Sûr için “Bırakıp nereye gideriz?” diye soruyor. “Susuzluktan fareler bile sokakları terk etti” diyor ve ekliyorlar: “Biz terk etmeyeceğiz.” Sûr’un duvarlarındaki yazılamalar ise, Ahmet Arif’in “Bir de ağzı var dili yok Diyarbekir Kalesi” dizelerini hatırlatıyor.

Tarihi avlulu evleri, bazalt taşları, kiliseleri, dut ağaçları, küçeleri ile ünlü, Amed’in kalbi Sûr’un Alipaşa ve Lalebey mahalleleri şu sıralar, “kentsel dönüşüm”ün kıskacında. Tarihi Urfakapı’dan girince, Melikahmet Caddesi’nin sağına düşüyor Alipaşa mahallesi ve onun bitişiğindeki Lalebey. Her iki mahalle de, bazalt taşları ile inşa edilmiş dar sokaklara ve 100 yıllık tarihi avlulu evlere sahip.

Yıkım hakkında neler düşündüklerini öğrenmek üzere, Alipaşa ve Lalebey’e gidiyoruz.

Mahalleye adım atar atmaz çalı çırpı arasında kalan yıkık evler, dikkat çekiyor. Mahalledeki sessizlik terk edilmişlik hissi verse de, mahalle içlerine doğru yol alınca oruçlu olan halkın, yaz sıcağında evlerinin serin avlularında (hewş) ya da evlerinin önlerine kurdukları taşların üzerinde komşularıyla oturduklarını görüyoruz. Bir evin damından başını uzatan siyah bir köpek, yabancı birilerinin mahallesine girdiğini hisseder gibi öfkeyle havlayarak karşılıyor bizleri.

Yazın sıcağına aldırış etmeyen Sûrlu çocuklar ise, kimi zaman top oynayarak kimi zamanda tırmandıkları ağaçlarda dut kopararak eğleniyor. Kopardıkları dutları mahalleye gelenlere Amed ağzıyla, “Almisan abla?” diyerek ikram ediyor.

Evi için yıkım kararı alınanlardan 90 yaşındaki Zehra Büyürhan, ömrünü Sûr’da geçirenlerden. İlerleyen yaşını, yüzündeki çizgiler ele veriyor; ancak o, küçük yaşta devlet baskıları sonucu göç etmek zorunda kaldığı Sûr’u terk etmek istemiyor. Yeni bir göç tehdidi ile karşı karşıya kalan Büyürhan, “Devlet rahat bırakmıyor. Gidecek bir yerim yok, ancak evimi başıma yıkar ve altında kalırım. Sûrların dibinde kalırım” sözleriyle yaşadıklarını dile getirdi.

Mahallesini terk etmeyen Sûr’un bir diğer sakini de Saime Öncü. 1990’lı yıllarda devletin köy boşaltma politikaları sonucu Silvan’ın Dağcılar (Cumatê) köyünden göç etmek zorunda kalanlardan. Sûr’a yerleştikten bir yıl sonra babası, devlet tarafından öldürülmüş Öncü’nün. Eşinden boşanan Öncü, 2 çocuğu ile birlikte Sûr’da yaşıyor ve evini terk etmeyeceğini belirtiyor.

Sûr’da yıkıma karşı direnen Öncü, “Evlerimizi vermiyoruz, taşlarımızı, binalara değişmeyiz. Evimizi terk etmeyeceğiz. 16 yaşından beri buradayım, burada yaşlandım. Bu yaştan sonra Sûr’u bırakıp nereye giderim. Sûr’dan çıkaramazlar bizi. 30 yıldır bir yandan baskılar, diğer yandan barış sözleri verildi. Barış diye diye evimizi başımıza yıktılar. En iyi yaptıkları bu oldu” dedi.

Akşam saatlerinde işten evine dönen ve evi de yıkılacak binalar arasında yer alan Hanifi Yavuz, yıkıma öfkeli. Yavuz, başlıyor öfkesini kelimelerle anlatmaya: “Elektrik ve suları keserek Sûr’u terk etmemiz dayatılıyor. ‘Müslümanım’ diyen biri bunları yapar mı? Bunların bize yaptıkları zulmü görebiliyor musunuz? Devletin bize yaptığını, İsrail Filistin’e yapmıyor, elektriğini suyunu kesmiyor. Müslümanlık üzerinden siyaset yürütüyorlar; ama Müslümanları talan ediyorlar. Susuzluktan fareler bile bizi terk etti çöllere vurdu. Mahallede kedi kalmadı. Bunu iyi bilsinler; biz ölene kadar buradayız.”

Sokakları dolaşırken karşılaştığımız duvar yazıları Amedli ünlü şair Ahmet Arif’in “Diyarbakır Kalesi’nden notlar ve Adiloş bebenin ninnisi” şiirindeki “Bir de ağzı var dili yok Diyarbekir Kalesi” dizelerini akıllara getiriyor. Sûrlular da herkesin sessiz kaldığı Sûr’un duvarlarına, taleplerini yazarak duyurmaya çalışıyor. Ahmet Arif’in aynı şiirindeki son dizeleri mırıldanarak mahalleden ayrılıyoruz: “Bunlar, Engerekler ve çıyanlardır / Bunlar, aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır / Tanı bunları / Tanı da büyü…”

Zuhal Atlan – Özgür Paksoy Amed / dihaber