Bizi takip edin

Köşe yazarları

Sıra hem susana geliyor hem de onu susturana

->

-> 10

“Washington polisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında Türkiye büyükelçiliği önünde meydana gelen olaylara müdahil olan 12 koruma hakkında yakalama kararı çıkardı.”

Darbeci Sisi de, “Katar’a uygulanan yaptırımlar Türkiye’ye de uygulansın” diye konuştu.

Ardından havuz medyasının köşebazları “sıra Türkiye’ye mi geliyor?” diye sızlanmaşa başladı.

Sıra Türkiye’ye neden gelsin?

Örneğin bu Türkiye’de Kürtler de yaşıyor. Laikler de yaşıyor. Ulusalcıları da unutmayalım. AKP tabanını da. Yani nüfusun yüzde doksan dokuzu “Türkiye” demek.

Sıranın bu insanlara geleceği iddiası açıktır ki, Saray medyasının bir uydurması. Saray’ı, AKP yönetimini ve bir avuç oligarkı bu yüzde doksan dokuza “biz Türkiye’yiz” diye yutturmaya çalışıyorlar.

Siz “Türkiye” değilsiniz.

Siz Türkiye’nin çok küçük bir azınlığısınız ve “sıra” gerçekten de size gelebilir.

Örneğin ABD’de “sıra” Erdoğan’ın “dört korumasına” geldi bile. Bunlar Türkiye mi? Düşünün, bu dört koruma “seri katiller” gibi, “Wanted” yazan afişlerle dünyanın dört yanında aranıyor. “Sıraları” geldi.

Belli ki, Erdoğan’ın etrafını saran, onu her türlü suikaste karşı korumakla görevli olanlara “sıranın” gelmesi, Saray için büyük bir alarm.

Daha önce yazmıştım: Katar’a karşı başlatılan kampanya, elbette tüm Katar’ı hedef almıyor. Şeyh midir, Emir midir, Kral mıdır, Diktatör müdür her kimse, doğrudan doğruya Katar oligarşisini hedef alıyor.

Düşünün, bu Katar 2,5 milyonluk bir “şehir devleti”. Nüfusunun yüzde 80’ini ise Pakistan’dan, Hindistan’dan, Bangladeş’ten getirilmiş emekçi “köleler” oluşturuyor. Geri kalan nüfus ise onların sırtından “petrol ve doğal gaz” dolarlarıyla yaşıyor.

Siz o yüzde 80’lik kölelerden biri olsaydınız, ABD’nin başını çektiği ve Suudilerle müttefiklerinin başlattıkları bu “Katar hamlesinin” size karşı olduğunu mu düşünürdünüz, yoksa sizi köleleştiren Katar oligarşisine karşı olduğunu mu?

Bu konu, “çelişkilerle” ilgilidir.

Katar’ın ya da Türkiye’nin “egemen oligarşileri” ile dünyanın “egemen oligarşileri” arasında bir kavga çıktığında ne yapmak gerekir?

Düşünün, petrol tesislerinde, inşaatlarda amansızca sömürülen bir Bangladeşli işçinin yerinde olsanız, “Suudi oligarklarına karşı Katar oligarklarının yanında olur musunuz? “Ne de olsa bu Şeyh ya da diktatör, benim şeyhim ya da diktatörüm, ben kendi şeyhimi ya da diktatörümü, başka ülkenin şeyhine ya da diktatörüne yedirmem” der misiniz?

Şöyle diyelim: Mahallenizi haraca kesen gangster, öteki mahalledeki gangsterle rekabet halinde. Bunların arasında silahlı bir çatışma çıksa ne yaparsınız? Amca çocuğunuzu öldürmüş olan mahallenizin kabadayısını mı desteklersiniz?

Yoksa rakip kabadayının mahallenizi sizin kabadıyadan kurtarmasını mı?

Acele cevap vermeyin. “Kendi kabadayımı desteklerim” derseniz, “millici” olursunuz, ama kabadayıdan kurtulamazsınız. “Öteki kabadayıyı desteklerseniz” yine yandınız. O kabadayı mahallenize hakim oldu demektir. Bu durumda siz “yabancı kabadayının işbirliçisi” olmuş olursunuz.

Üçüncü yol şu: “Öteki kabadayı, sizinkini tasfiye ettiği” anda “öz savunmanızla” mahalleye “öteki kabadayıyı” sokmayacaksınız.

“Sıra bizim oligarşiye” gelince, benim önerim böyle bir üçüncü yoldur.