Köşe yazarları

AKP’nin yargı sopası


Türkiye’de adalet o kadar yerlerde sürünmektedir ki, sonunda aman devletimizi rahatsız etmeyelim diyen Kılıçdaroğlu, Adalet Yürüyüşü’ne başladı. Bu yürüyüş, çok haklı ve hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir yürüyüştür. Hatta çok geç kalmış yürüyüştür. Ancak böyle bir yürüyüşün başlatılması, hem CHP hem de Türkiye için önemlidir. Belki de bu yürüyüş, hem CHP hem de Türkiye için hayırlı sonuçlar doğuracaktır. Bu nedenle geçmişte CHP ve Kılıçdaroğlu’nun yaptığı büyük hatalara rağmen olumlu ve desteklenmesi gereken bir eylemdir.

Türkiye mahkemelerinde hakimlerin arkasında ‘Adalet Mülkün Temelidir’ dövizi yazılıdır. Tüm adaletsizlikler de bu dövizin altında yapılmıştır ve yapılmaktadır. Türkiye’de hiçbir zaman gerçek bir adalet sistemi olmadı. Adalet, her zaman Kürtler başta olmak üzere, ezilen halklar, emekçiler ve devrimciler için devletin sopası oldu. Ama hiçbir dönemde bir partinin, bir iktidarın bu düzeyde sopası olmamıştır. Aslında şu anda dünya koşulları el verse, mevcut iktidar zihniyeti ve yargı düzeni her gün onlarca insanı darağaçlarında sallandırır. Zaten her gün idam isteğinin dile gelmesi, bu iktidarın karakterini göstermektedir. Herkes şunu sormalıdır; hangi dönemde bugün zindanlardaki siyasi tutuklu kadar tutuklu vardı. Kesinlikle AKP iktidarı dönemindeki kadar siyasi tutuklu, hiçbir iktidar döneminde olmamıştır. 15 Temmuz darbe girişimi öncesi de Türkiye’deki cezaevleri, siyasi tutuklularla doluydu. Şimdi ise, dolup taşmıştır.

Mahkeme salonlarında hakimlerin arkasında ‘Adalet Mülkün Temelidir’ yazısındaki mülk, devlet anlamındadır. Adalet, devletin temelidir. Bugün adaletin olmaması aslında devletin çöktüğünü gösterir. Sadece zor ve şiddetle ayakta kalmaktadır. Bu nedenle yargı bir sopa gibi kullanılmaktadır. Güçlü devlet, hiçbir zaman bu yollara başvurmaz. Aslında AKP, kendi şahsında devleti bu hale düşürmüştür.

Şu anda Türkiye’de devleti ve sistemi koruyacak hiçbir mekanizma ve emniyet supabı kalmamıştır. Tayyip Erdoğan’ın yönetim sistemi, tüm yönetim mekanizmalarını çökertmiştir. Başkanlık sistemine geçilmesi de bu durumun itirafı ve ilanı olmuştur. Türkiye’de tek kurum kalmıştır; başkanlık, yani Tayyip Erdoğan! Bir devletteki tüm kurumların rolünü üstlenmiştir. Devleti çökertip kendini devlet yerine koymuştur. Beka sorunu var derken, Tayyip Erdoğan ve AKP’nin beka sorunu dile getirilmiştir.

Böyle her şeyi kendinde toplayanlar yargıyı da sopa gibi kullanırlar. Tarihte yargıyı bu düzeyde sopa gibi kimler kullanmış diye araştırılırsa sonu yaklaşan diktatörlerin bu yola başvurduğu görülür. Yargıyı sopa gibi kullanmak, cami duvarına işemek gibi bir şeydir. İnanan toplumun sabrının böyle taşırılması gibi, Kılıçdaroğlu da sopa kendilerine dayanınca yürüyüşe geçmiştir. Kılıçdaroğlu, “ben herkes adına yürüyorum” derken, herkesin yargıdan illallah ettiğini söylemek istemektedir. Tüm toplumun şikayeti olan bir konu için yürüyorum demiştir. Doğrudur, şu anda AKP yandaşları dışında yargıdan, mahkemeden illallah etmeyen tek bir Allah’ın kulu kalmamıştır. Zaten Kürtler, bu yargının Kürt düşmanı olduğunu yaşayarak görmüşlerdir. Kürt kimliğini sahiplenen her Kürt, bu yargının düşmanıdır. Bu açıdan Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü, tüm Kürtler açısından haklı bir yürüyüştür.

Kuşkusuz CHP yargının bu noktaya gelmesinden sorumludur. Özellikle Kürdistan’daki haksızlıklara, vatan millet Sakarya adına göz yumulmuştur. Ancak sonunda bu yargı CHP’ye de yönelmiştir. Önemli olan CHP’nin bundan sonraki adaletsizliklere karşı tutum almasıdır. Bu nedenle CHP geçmişte şöyle yaptı, böyle yaptı demenin bir anlamı yoktur. Şu anda bunları dillendirmenin yeri değildir. Faşizm ve adaletsizliğe karşı mücadele edilecekse bu adım önemli görülmelidir. Yoksa siyaset yapılmış olmaz. Hiçbir demokrasi gücü de bu durum karşısında siyasetsiz kalamaz.

Şu anda yapılması gereken, bu Adalet Yürüyüşü etrafında antifaşist bir hareket geliştirmektir. Adalet her şeyin temelidir; demokrasinin de, özgürlüklerin de, sosyalizmin de temelidir. Bu açıdan adalet kurumu etrafında Kürtler dahil tüm toplumsal güçler bir araya gelebilirler. Kuşkusuz Adalet Yürüyüşü, sadece Enis Berberoğlu ile ilgili olamaz. Tüm HDP milletvekilleri, belediye eşbaşkanları ve binlerce yurtsever demokrat siyasetçi bu adaletsizliğin kurbanıdır. Adalet Yürüyüşü’nün özgürleştirmesi gereken bu siyasetçilerdir. Ancak Adalet Yürüyüşü’nü sadece bu siyasetçilerin bırakılmasıyla sınırlı görmek de yeterli olmaz. Bu Adalet Yürüyüşü’nün tüm demokrasi güçlerinin birliği temelinde tüm sorunların eşitlik ve adalet içinde çözüleceği Türkiye’nin demokratikleştirilmesine kadar sürdürülmesi gerekir.