Bizi takip edin

Köşe yazarları

birlik derken?

->

-> 22

referandum’un sonucu olarak ne ilan edilmiş olursa olsun, kazananın “hayır” olduğunu, iktidar da dahil herkes biliyor. ysk’nin açıkladığı sonuçları kabul etsek bile, iktidarın kalesi saydığı üsküdar gibi yerlerde “hayır” oylarının yüksek çıkması, zaten başlı başına önemli. nitekim, pazar günü gerçekleşen istanbul hayır meclisleri buluşmasında, üsküdar hayır meclisinden söz alan ilk konuşmacı büyük bir alkışla karşılandı.

iktidarın referandum yenilgisinin en önemli mimarı hayır meclisleri oldu, bu anlamda son yılların en başarılı örgütlenmelerinden olduğunu söylemek yanlış olmaz. meclisler bir araya gelmeye devam ediyor, pazar günü, adalet yürüyüşünün, chp’li olmayanlar için de yeni bir ümit yarattığını ama chp’ye yönelik eleştiri ve tereddütlerin sürdüğü gözlemleniyordu. kemal kılıçdaroğlu’nun olumlu ve olumsuz özellikleri içinde en öne çıkanın siyasetin nasıl yapılacağını bilmemesi olduğunu her geçen gün daha fazla gözlemlesek de adalet yürüyüşünün -bir enerjiyi soğurması DA ihtimalini bile göz önünde tutarak- yeni bir alan açtığına şüphe yok.

meclislerin geleceği muhakkak ki kendi iç işleyişleriyle kararlaştırılacak ve o alan dışında bu konuda söz söylemeyi doğru ve adil bulmuyorum. ama bu tartışmaların düşündürdüğü iki noktaya değinmek istiyorum.

bunlardan birincisi, belli bir program etrafında birlik olma fikrine atfedilen önem. türkiye’de 1980’li yılların ortalarından beri belli bir birlik çalışmasının olmadığı dönem belki de yoktur. ama hedefi çok geniş kapsamlı olan, tüm katılımcıların görüşlerini kapsayabilmesi için bu hedefi çok muğlak biçimde tanımlayabilen ve böylece zamansal ve tarihsel olarak çok geniş bir hedef belirleyip, bu konuda neredeyse somut hiçbir şey söyleyemeyen birlik çabaları hiçbir zaman uzun erimli olamıyor. burada temsiliyet de önemli bir nokta, örneğin bir birliğin içinde kendisini müslüman olarak tanımlayanların bulunması, o programın müslümanları da kapsayacak şekilde esnetilmesini gerektiriyor ama o çalışmanın müslümanları da kapsadığı anlamına gelmiyor.

fakat bir yandan da, tekel direnişinden hayır meclislerine somut, güncel, kısa vadeli ve daraltılmış hedefler etrafında çok geniş kesimlerin bir arada hareket edebildiğini biliyoruz. o zaman hareketlenmemizi bu yöne çevirmek gerekmez mi? bugün başta nuriye ve semih’in khk’lara karşı direnişi olmak üzere (bu arada yine yukarıda andığım buluşmada bir konuşmacı onların eyleminden beri hiç khk çıkmadığına işaret etti!) birçok somut mücadele alanı var, örneğin yine khk’lara karşı mücadele yürütmek üzere bir araya gelecek, geniş bir nuriye ve semih’le dayanışma inisiyatifi iyi olmaz mı, hatta iyi olmaz mıydı demek zorundayım çünkü geç bile kaldık bu konuda. bu konuya değinmişken bir parantez açmak istiyorum; nuriye ve semih’ten söz açan herkeste genellikle açlık grevine karşı çıktığını ifade etme ihtiyacı oluyor. türkiye’de açlık grevinin bir mücadele yöntemi olarak fazlasıyla hor kullanıldığını ve böylece yıpratıldığını ben de düşünüyorum. ama dünyanın pek çok yerinde başvurulan bu yöntemden neden vazgeçmemiz gerektiğini anlamıyorum.

değinmek istediğim ikinci nokta, “birey hukukuna dayalı katılım” konusu. bu, solcu olmayanların ilk bakışta neye işaret edildiğini anlayamayacağı kavramlardan; çeşitli sol örgütlerin temsilcilerinin bir araya geldiği birliklerin aksine, tekil bireylerin, belli bir örgütten olsalar bile, herhangi bir temsiliyet ilişkisi içinde olmadan bir araya gelmelerini kastetmek için kullanılıyor; yanlış ifade ettiysem affedin. ama bu, örgütsüz bireyler açısından “sorunu” çözmüyor. çünkü örgütlü beş kişi elli kişilik bir topluluğu kolaylıkla domine edebiliyor; kimsenin katılmadığı bir kararı çıkartabilme ihtimalleri bile var. aynı yapıdan iki kişinin hiç birbirlerini eleştirmediği, hiç ayrı düşmediği bir noktada bireysel katılımdan söz etmek ne kadar anlamlı? mesele başka bir yerde düğümleniyor bence; aslında kimse örgütsüz değil, “örgütsüz” olarak tanımlanan bireyler de, sendikalarda, meslek örgütlerinde, kadın hareketlerinde, lgbti+ hareketlerde, hayır meclislerinde, mahalle forumlarında vb. pekala örgütlü. eğer “örgütler” de bunların -ve yayın yapmanın- dışında bir faaliyet yürütmüyorsa o zaman temel işlevleri bu saydığım örgütlenmelere yön vermek olabiliyor ve izninizle bunu, muhalefeti örgütlemek değil yönetmek olarak tanımlayacağım ve üzerinde düşünmeyi hak eden bir konu olduğuna inanıyorum.