Bizi takip edin

Köşe yazarları

Birlikten kuvvet doğar

->

-> 18

Çok değil bundan 2 yıl önce, 7 Haziran 2015’te yapılan genel seçimde, AKP yüzde 40.87 oyla 258 milletvekili, CHP yüzde 24.95 oyla 132 milletvekili, MHP yüzde 16.29 oyla 80 milletvekili, HDP yüzde 13.12 oyla 80 milletvekili çıkardı. Barajı aşıp aşamayacağı tartışılan HDP bu seçimlerde büyük bir başarı kazandı. AKP ağır bir yenilgi yaşayarak 13 yıldan beri sürdürdüğü tek parti iktidarını kaybetti. 2 yılda 3 siyasal darbe ile belki de dünyada bir örneği olmayan tarzda parlamenter demokrasinin tüm kurallarını hiçe sayarak AKP iktidarını korudu. AKP’nin birinci siyasi darbesi de bu aşamada başladı.

Seçimden başarıyla çıkmasına ve toplamda yüzde 60’ı bulmasına rağmen muhalefet, blok siyaseti geliştiremedi ve bir iktidar alternatifi ortaya koyamadı. Durumdan kendisine vazife çıkartarak süreci tek başına belirleyen Erdoğan, muhalefeti 1 Kasım’da erken seçime gitmeye mecbur etti. CHP ve MHP’nin desteği ile AKP’nin yürüttüğü erken seçim operasyonu, Türkiye’nin siyasi tarihinde görülmemiş bir seçim darbesine yol açtı. Savaşın ve IŞİD’in gölgesinde yapılan seçim sürecinde muhalefetin adeta seçimden çekilerek meydanları AKP’ye terk etmesi, korkuya ve yılgınlığa kapılan seçmenin tercihini değiştirmesine neden oldu. 5 ay sonra 1 Kasım 2015’te yapılan Türkiye’nin en erken seçiminde AKP yeniden tek başına iktidara geldi. Böylelikle darbe dönemleri hariç Türkiye’nin hiçbir döneminde yapılmayan/yapılamayan son derece hızlı ve köklü siyasal değişikliklerin, yani bugünkü durumun ilk adımı atıldı.

İkinci siyasi darbe, 15 Temmuz 2015’te bu kez askeri nitelikli, fakat kontrollü bir şekilde gerçekleştirildi. Aradan geçen bunca zamana ve çeşitli türden yargılamalara rağmen hala bu darbenin detayları ortaya çıkmış değil. Hükümet gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemek için yoğun bir şekilde karartma uyguluyor. Şimdiye kadar yapılan başarılı veya başarısız tüm darbeler aktörleri tarafından siyasal olarak savunulmasına karşın bu darbe girişiminin aktörleri darbeyi savunmuyor. Üstelik hiçbir darbe sırasında bu kadar asker, sivil ve polis ölmedi ve bu düzeyde tasfiye edilmedi. Darbeden yargılananların sayısı da önceki darbeleri aştı. Darbenin asıl mağdurları devrimci ve demokrat kesimler ile HDP’liler oldu. Darbe girişi başarıya ulaşsaydı yine aynı şey olacaktı.

Üçüncü siyasi darbe, 16 Nisan 2017 referandumu ile yapıldı. “Hayır”ın kazanmasına rağmen YSK’nın oyların yeniden sayımını bile engelleyen darbeci kararı ile referandumda “Evet” geçerli sayıldı. Yüzde 49’luk “Hayır cephesi” bu kez de bir blok siyaset geliştiremedi ve bir demokrasi cephesi oluşturamadı. CHP her zamanki gibi “müesses nizamı koruma ve kollama” refleksi ile kitlesini sokaktan çekerek devrimci ve demokratik güçleri ortada bıraktı. Darbe, şantaj, kumpas ve tehdit siyasetinde kendisinden önceki tüm iktidarları aşıp geçen AKP, tüm demokratik hak ve özgürlükleri askıya alarak rejim değişikliğinin adımlarını atmaya başladı. Artık ülke OHAL kararnameleriyle ve tek adam tarafından yönetiliyor. Parlamentonun sadece adı kaldı yadigâr.

Bu üç darbe sonrasında barış, demokrasi ve adalet mücadelesini öne çıkaran olağanüstü koşullar, demokratik güç ve eylem birliklerini gündeme getiriyor. Şimdi bu döneme özgü en geniş güçleri bir araya getirecek ve kitleleri tek bir hedefe, demokrasinin yeniden kazanımına yöneltecek bir oluşum gerekli. Bu bakımdan sol, sosyalist ve demokratik kesimlerde var olan önyargıların aşılması, karşılıklı dostluk, güven ve dayanışma bilincinin pratik faaliyet üzerinden tesis edilmesi önem kazanıyor.

Bu aşamada Güney Amerikalı devrimcilere ait olan “Söz ayırır eylem birleştirir” özdeyişi hatırlanmalıdır. Devrim, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde kendi deneyimlerinden çıkarttıkları dersler ışığında söyledikleri bu özdeyişin bizdeki eşdeğeri, “Birlikten kuvvet doğar” sözüdür.