Köşe yazarları

CHP’ye oynatılan “ayı” oyun havası: Muhalefetle başla muvafakatla bitir


 

Kürt meselesinde doğru tutum almazsanız, Saray rejimiyle asla mücadele edemezsiniz.

Her defasında onun kuyruğunda sefil bir şekilde sürüklenip durursunuz.

CHP sözcüsü Öztürk Yılmaz, kürsüde konuşuyor. Dinliyorum. Dinlerken midem bulanıyor.

“Barzani’nin ayaklarının altına kırmızı halıyı sen serdin” diye bağırıyor.

Saray’daki bıyığının altından gülerek soruyor, “Doğrudur, şimdi de ayağının altına mayın döşüyorum, sen ne diyorsun?”eski Musul konsolosu inliyor:

“Mayın döşemene evet diyorum”…

Karşı çıkamıyor.

Referandum Güney Kürdistan’ın iç işidir diyemiyor. Ne diyor?

“Barzani’nin referandum kararı Irak anayasasına aykırıdır” diyor.

Sen Irak anayasa mahkemesi başkanı mısın ey divane…Bırak Irak’taki anayasa ihlallerini. Kendi ülkene bak. OHAL darbesi olmuş, senin AYM’en Saray’ın KHK’leri karşısında yerlere kapaklanmış. “Irak anayasasıymış.” Hadi oradan.

Muhaliflik, “Güney Kürdistan bayrağını göndere çektin… O da referandum yaparım dedi” diye başlıyor; sonra Saray’la birlikte Kürdistan bayrağını indirme tezkeresinin altına imza atarak muhaliflik sona eriyor.

Muhaliflik, “vekillerin dokunulmazlığını kaldırmak ve onları tutuklamak anayasaya aykırıdır” diye başlıyor; “anayasaya aykırı olmakla birlikte dokunulmazlıkların kaldırılmasına ve HDP’li vekillerin tutuklanmasına evet diyoruz” diyerek muhaliflik sona eriyor.

Her konuda “muhaliflik” yapılıyor.

“İnsan hakları” da diyor.

“Hayvan hakları” da.

Sonra “insanların ve hayvanların haklarını çiğneyen” partinin Başbakanı ve onun ortağı Bahçeli’yle kahve içiyor.

Ama daha beteri de var:

“15 Temmuz kontrollü darbedir, asıl darbe 20 Temmuz’da OHAL ilanı KHK’lerle TBMM’nin tasfiye edilmesidir” diyor.

Sonra “TBMM’nin bütün yetkileri tek adamda toplandı” diye diye, tek adamın yönettiği o TBMM’de Türkiye’nin kaderini belirleyen bir “savaş tezkeresini” müzakere ediyor ve bu “savaş tezkeresine” oy vermekle kalmıyor, Saray rejimine meşruiyet sağlıyor.

Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP, bu son “tezkere” rezaletiyle birlikte Saray rejiminin “sözde muhalefet partisi”, gerçekte “gizlenmiş ortağı” olmuş bulunuyor.

“Gizlenmiş ortaklık” neyi gerektirir.

“Muhalefet” etmeyi gerektirir.

Sonra neyi gerektirir; muhalefet edilen temel bütün konularda rejimle birlikte hareket etmeyi gerektirir.

CHP Saray’a “muhalefet” etmeden Saray’a hizmet edebilir mi? “Ülkeyi savaşa sürüklüyorsunuz” demeden Kılıçdaroğlu “ülkeyi savaşa sürükleyen tezkereye evet” diyebilir mi?

Dediği anda herkes Ege’nin laikleri, Akdeniz’in ulusalcıları, Ankara’nın Kemalistleri o anda bu partinin Saray rejimine teslim olmuş bir parti olduğunu anlar, kendi partisini kurar.

Nereden biliyorum?

MHP’nin durumundan biliyorum.

Ne zaman ki Bahçeli gerçek yüzüyle ortaya çıktı, muhalefet etmeyi bırakıp Saray’ın hizmetçisi oldu, o anda partisi dağıldı, dağılanlar Akşener’in etrafında toplandı.

Böyle olur. O nedenle CHP yönetimi lafa “muhalefetle” başlıyor, “muvafakatla” lafı sonlandırıyor. Böylece kendi tabanını kandırıyor.

CHP yönetiminin ipliği pazara çıktı:

O söze başlarken “muhalefet” ediyor.

Sözünü Saray’ın dediğine “evet” diyerek bitiriyor.

Kürt sorununda Saray’a muhalefet edemeyen bir parti, mutlak bir şekilde mevcut rejimin payandası, destekçisi, hizmetçisi olur. Burnuna takılan “Kürt meselesi halkasıyla” oradan oraya çekilir. Burnu yandıkça, “hem bağırır”, hem de can acısıyla burnuna halkayı takan “ayı terbiyecisinin” peşinden yürür.

Saray burnundaki halkayı çekiştiriyor.

CHP “yandım Allah” diye “muhalefet” ediyor.

Saray bu defa neredeyse burnunu koparacak şekilde, Enis Berberoğlu’nu hapse atarak, Kılılçdaroğlu’nun avukatını göz altına alarak, “yeni bir 28 Şubat yargılaması başlayacak” tehdidini savurarak halkaya asılınca, “tezkereye evet” diyerek oynamaya başlıyor.

Kendinizi daha fazla rezil rüsva etmeyin CHP’li arkadaşlar… “Burnunuzdaki halkadan kurtulun, TBMM’den” firar edin, sine-i millete çekilin.