Bizi takip edin

Haber

Çözüm sürecinde halkın parlayan zekasını, neşesini, öldürmemeye alışmasını ne çabuk unuttunuz!

->

-> 124

Meclis’teki bütçe görüşmelerinde, ‘ihtilaflı konularda Meclis’in unutma hastalığı var’ diye konuşan HDP’li Kürkçü ‘Halkın 2013-2015 arasında çözüm süreci sırasında parlayan zekasını, neşesini, birbirini anlama çabasını ne kadar çabuk unuttunuz? İnsanların birbirini öldürmemeye alıştığı, hiç kimsenin hiç kimseyi hakkı için, ihkakıhak için öldürmediği bir 2 yıl.’ sözleriyle AKP’nin savaş politikalarına yüklendi

Meclis’teki bütçe görüşmelerinde İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerine söz alan HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, hazırlanan bütçenin savaş ve güvenlik bütçesi olduğunu söyleyerek hükümetin anti-Kürt savaş politikalarını yerden yere vurdu. “2013-2015 arası çözüm süreci sırasında Türkiye, halının altına süpürülmüş, toprağın altına sürülmüş bütün meseleleri tartışmanın yolunu, yordamını buldu. Türkiye, kendisinin başına Osmanlı’dan miras kalmış bütün sorunları çözebilmek için var gücüyle tartıştı.” diyen Kürkçü’nün konuşmasından bazı satır başları şöyle:

Haydut devlet olarak suçlanmıyorsanız…

“Türkiye eğer bugün uluslararası camia tarafından bir haydut devlet olarak suçlanmıyorsa, böyle nitelenmiyor, böyle muamele görmüyorsa bu, Türkiye’nin büyük insani ve ekonomik potansiyellerinin yüzü suyu hürmetinedir. Hükümet yatıp kalkıp vatandaşının, aydınlarının demokratik ve toplumsal güçlerinin, emekçilerinin, kadınlarının, Kürtlerin ve Alevilerin yeni bir Türkiye potansiyeli yaratma mücadelesinin uluslararası camiada yaratmış olduğu saygınlığa dua etmelidir.

OHAL övünç değil utanç vesilesidir

İçişleri Bakanlığının, Hükümetin ve AKP Genel Başkanının bütün eylemlerinin meşruiyet gerekçesi terörle mücadeleden ibarettir. AKP’nin hikmeti hükümetine göre terörle mücadele olağanüstü halin, olağanüstü hal de insan hakları ihlallerinin mücbir sebebidir. Her şeyden önce, bir ülkenin olağanüstü hâl ile yönetilmesi, bunun zorunda kalmak bir hükümet için dünyanın neresinde olursa olsun övünülecek bir şey değil, bir utanç vesilesidir.

Bu ben milletin rızasını kaybettim demektir

Bu, “Ben memleketi yönetemiyorum. Milletin rızasını, halkın rızasını kaybettim, buna sahip değilim. O yüzden halkın bütün haklarını ve bütün özgürlüklerini şimdi askıya alıyorum” demektir. Bununla övünülemez ama Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Hükümeti için bu bir gelecek vaadidir. Doğrusu, yurttaşını öldürmeyi Meclise bir başarı öyküsü diye anlatan bir rejimin başka bir vaadi de olamazdı.

Cezaevlerinde köleleriniz değil yurttaşlarınız var

Cezaevlerinde köleleriniz değil, yurttaşlarınız var. Çatıştığınız insanlar, haklarını güvence altına alamadığınız yurttaşlarınız ve onların hepsinin yaşarken haklarını gözetmek, mahkûm olarak hakkını gözetmek, sanık olarak hakkını gözetmek, çatıştığınız insan olarak hakkını gözetmekle yükümlüsünüz; hükûmet olmak böyle bir şeydir. Hükûmeti bir çeteden ayıran, hükümeti bir terör örgütünden ayıran şey işte budur: Hukukun yüksek ilkelerine uyması.

Ama önünde sonunda imzaladığınız sözleşmeler var

Ama bunları bir kenara atmışsanız, eğer siz bir olağanüstü hâl rejiminin bir parçası olarak kendinizi ebedileştirmeyi öngörmüşseniz o zaman yapılacak bir şey yok. O zaman zaten niçin bir Hükümet bütçesi tartışıyoruz, niçin bir Anayasa’mız var, niçin uluslararası sözleşmeler var, niçin bunların içinden konuşuyoruz, niçin? Çünkü biz modern bir devlette olduğumuzu varsayıyoruz. Bunun bir varsayımdan ibaret olduğunun ben farkındayım, merak etmeyin, sizin için bir hayal kuruyor değilim ama önünde sonunda kendinizi bağladığınız sözleşmeler var.

Apansızın amneziye oluyorsunuz

Meclis, ihtilaflı konuları tartışmaya sıra geldiğinde apansız bir amneziye, bir unutkanlığa yakalanıyor. Unutkanlık hastalığı bu Meclis’in yakasındaki en büyük illettir. Nasıl 1920 Meclisinin bütün tutanaklarını, 1924, 1930 Meclisi’nin bütün tartışmalarını unutmaya karar verip bunu İç Tüzük’ünün dışına attıysa şimdi daha bundan üç yıl önce bu Meclis’in bir Komisyonunun Hükümet’e tavsiyelerini, yol göstericiliğini ne kadar çabuk unutuyor.

Çıkarttığımız yasayı ne çabuk unuttunuz

Bu Komisyon Türkiye Büyük Millet Meclisine şu tavsiyede bulundu: Türkiye’de süregiden çatışmayı terörizm kapsamı içerisinde değerlendiremeyiz. Terörizm amaçsız bir isyandır, bir isyan ise çözülmemiş bir çelişkidir. O nedenle, bu çelişkinin çözümü bakımından şiddetin dışındaki yöntemleri arayıp bulmakla hem Hükümet’i görevlendirdi hem de bu Meclis bunu gerçekleştirmek için bir kanun çıkarttı. Kendi çıkarttığı kanunu unutup, bu hâl çaresini bir kenara koyup kanunun gereğini yapmayan bir Meclis, olsa olsa bir unutkanlık hastalığına yakalanmıştır. Ama bu unutkanlığın bir sebebi var, durup dururken bu olmadı. Çözüm süreci dediğimiz şey, Türkiye’de yurttaşın elini ve zihnini ilk defa serbest bıraktı.

2013-2015 arası halkın parlayan zekasını unuttunuz…

Türkiye, halının altına süpürülmüş, toprağın altına sürülmüş bütün meseleleri tartışmanın yolunu, yordamını buldu. Türkiye, kendisinin başına Osmanlı’dan miras kalmış bütün sorunları çözebilmek için var gücüyle tartıştı. Halkın 2013-2015 arasındaki, 2015 ortasına kadarki parlayan zekasını, neşesini, birbirini anlama çabasını ne kadar çabuk unuttunuz? İnsanların birbirini öldürmemeye alıştığı, hiç kimsenin hiç kimseyi hakkı için, ihkakıhak için öldürmediği bir 2 yıl.

2 yılın ortaya çıkarttığı tabloyu tanımadınız…

Türkiye’de gençlerin, onların ailelerin, askere alınmış üniformalı gençlerin yaşama geri dönüşleri, onların köylerine, doğdukları köylere tabutlar içerisinde değil davul zurnayla geri dönüşlerinin yaşandığı 2 yıldır. Bu 2 yılı sona erdiren şey sizin iktidar tutkunuz. Sizin Türkiye toplumunun önünüze çıkarttığı yeni toplumsal tabloyu tanımama ısrarınızdı.

HDP %13 alınca OHAL ve savaşa yöneldiniz…

Sizin partinizi iktidardan etti bu millet. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde ilk defa Kürt meselesinin çözümünü bayrak edinmiş, demokratik halkların Türkiye’ye hâkim olmasını bayrak edinmiş olan bir parti, Türkiye halklarının önemli desteğini aldı. Meclis kompozisyonu, demokrasi ve özgürlükler yönünde değişti. İşte sizin olağanüstü hâl ihtiyacınız o gün doğdu, o gün siz olağanüstü hâl olmadan bu memleketi yönetemeyeceğinizi, savaş olmadan memleketin başında güç sahibi olamayacağınızı gördünüz.

Siyasi çelişkiler çözüm yollarının önü açılarak çözülür

Bütün bu nedenlerle şimdi karşı karşıya kaldığımız meseleler üstümüze üstümüze geliyor. Ama size şunu söylemek isterim: Bir siyasal sorun çözülmemiş bir çelişkidir. Bu çelişkiyi şiddetle ezmek isteyebilirsiniz ama sosyal, tarihî ve politik meseleler, çelişkiler şiddetle çözülemez; onlar anlaşılarak ve onlar kendi çözüm yollarının önü açılarak halledilebilir.

Ben sizin yaptığınızı yapan bir düzine hükümet biliyorum

Siz diyorsunuz ki: “Osmanlı İmparatorluğu’ndan müdevver ve sadece Türkiye’nin değil, aynı zamanda Irak ve Suriye’nin de meselesi olan bu Kürt meselesini biz şiddetle, sorunu imha ederek çözebiliriz”. Ben, bu yolda çalışan bir düzine hükümet biliyorum. Türkiye, 1991’den beri hükümetler boyu ve hükümetler boyu bu sorunu şiddetle çözmenin yolunu aradı. Sonunda, bugün, “Sen haklıymışsın” diye hapisten çıkarıp elini öptüğünüz Genelkurmay Başkanı dedi ki: “Biz, bu meselenin böyle çözüleceğini sanmakla çok yanıldık. Altı defa bitirdiğimizi düşündük fakat yedinci defa yeniden doğmasının önünü alamadık çünkü aslında mesele askerî değildi, mesele teknik değildi; mesele tarihseldi, politikti, kültüreldi.”

Bu iş böyle sürmez, hükümetseniz inisiyatif alın

Sizin, tarihsel, kültürel ve politik çözümünüz şudur: Bu halkın kendisine sözcü, temsilci ve kendi kendini yönetmek için seçmiş olduğu belediye başkanlarını yerinden almak, oralara kayyum atamak. Böyle olamadığını, böyle yapamadığınızı gördüğünüz zaman da halkın üzerine asker salmak. Bu iş böyle sürmez. Ben size derim ki: Eninde sonunda hakikatler kendilerini dayatırlar. Hakikatler kendilerini dayattığında, bir hükümet hakikaten hükümetse bunu çözmek için inisiyatif alacaktır.

İzlediğiniz yol çözüm bulmamaya çare…

Bunu çözmemenizin sonucunun ben size ne olacağını söyleyeyim: İster istemez bu çatışmayı Türkiye’nin tamamına yayacaksınız ve şimdiden yayıyorsunuz çünkü bu, aslında bir çözüm bulduğunuz için de değil; bu, çözüm bulmamak için bulduğunuz bir çaredir. Sürekli gerilim, sürekli kutuplaşma içinde ancak durumu idare edebileceğinizi düşünüyorsunuz. O nedenle kendi belediye başkanlarınızı da görevden almaya, kendi belediyelerinize kayyum atamaya başladınız. İşte İçişleri Bakanlığının karşımıza koyduğu tablo budur.

Türkiye’nin geleceği Kürt sorununun çözümüne bağlı

Türkiye’nin özgürlüğü ve geleceği, Kürt meselesini demokratik ve siyasal yollardan çözüp çözmeyeceğine bağlıdır çünkü Türkiye’nin bütün olağanüstü rejimleri Türkiye’deki bütün diktatöryal yönelimlerin hepsi Kürtlere boyun eğdirmek içindir.

Türkler faşizme, Kürtler sömürgeye razı değil!

Kürdü sömürgeleştirmek için Türke faşizm dayatmak, bütün hükümetlerin denediği yol budur ve böyle çözülmemiştir. Bir: Türkler faşizme razı değildir. İki: Kürtler sömürgeye razı değildirler. O nedenle bütün Türkler şunu bilmelidirler, şunu akıllarından ve kalplerinden hulusikalple geçirmelidirler: Kürdün baskı altında olduğu yerde Türke hakkıhayat yoktur. Türk’ün hayatı ve hakkı Kürt’ün özgürlüğüne, Kürt’ün özgürlüğü Türk’ün hayat ve hakkına bağlıdır. Bu ikisinin de hakkını birlikte gözeten bir siyaset; işte Halkların Demokratik Partisinin siyaseti budur. Bunca zulüm altında bu partiye diz çöktürememeniz, onu siyasi haritadan silememeniz; 1 Kasım 2015 zeminlerinde hâlâ durmaya devam etmemiz bundadır.

Eninde sonunda olur!

Bir halk nasıl yaşamak istiyorsa, nasıl olmak istiyorsa öyle olur, eninde sonunda olur. Türklerin yabancı işgalinden kendilerini kurtarmak nasıl iradesiyse Kürtlerin de kendi istedikleri gibi yaşamak onların iradesi. Bu iradeyi tanıdığımız gün hem özgürlük hem eşitlik hem adalet yeni bir Türkiye’nin kurulmasının mihenk taşı olacak.

HABER MERKEZİ